Soykırımcı İsrail, Gazze’yi dünyaya bağlayan Refah sınır kapısını açmasına rağmen içeri giren Filistinlilere işkence yapmaya başladı
Kendisine Mısır’da geçirdiği iki yılın ardından Gazze’ye dönebileceği söylendiğinde, Huda Ebu Abid’in aklındaki tek endişe uzun bekleyişler ve İsrail kontrol noktalarıydı. Başına gelecekleri ise aklının ucundan bile geçirmemişti.
57 yaşındaki Filistinli kalp hastası kadın, Refah Sınır Kapısı’nda gecikmeler yaşanacağını öngörüyordu; ancak gözlerinin bağlanacağını, saatlerce sorguya alınacağını, kızının darp edileceğini ve tüm eşyalarına el konulacağını hayal dahi etmemişti.
Ebu Abid, soykırım sürecinde acil tedavi için kızıyla birlikte Mısır’a tahliye edilen binlerce Gazzeliden biriydi. Pazartesi günü Mayıs 2024’ten bu yana ilk kez kısmen yeniden açılan Refah Kapısı sonrası, Mısır’daki Filistin Büyükelçiliği tarafından Gazze’ye dönüş için aranan ilk gruplar arasında yer aldı.
Ancak kapının açılması, İsrail’in ağır denetimleri ve kısıtlamalarıyla gerçekleşti. Tahmin edileceği gibi giriş çıkışlar sayıyla sınırlandırıldı, dönen herkes Refah’ta fiziki aramaya tabi tutuldu.
“Filistin’e geçince her şey değişti”
Pazartesi günü bu çileli yolculuğu tamamlayabilenlerin sayısı yalnızca 12 idi. Ebu Abid, Middle East Eye’a yaptığı açıklamada Refah sınır kapısının Mısır tarafında “insan gibi muamele gördüklerini” söyledi. Ancak Filistin tarafına geçildiği anda her şey değişti.
“Önce Avrupalı gözlemciler, ardından İsrail destekli silahlı gruplar ve en sonunda İsrail askerleriyle karşılaştık. Kendi ülkemize girebilmek için İsrail’in adımızı onaylamasını bekledik.”
Yeni düzenlemeye göre, Gazze’ye giriş ve çıkış yapanlar Filistinli görevliler ve AB Sınır Yardım Misyonu (EUBAM) denetçilerince durduruluyor. Kimin Gazze’ye dönebileceğine dair son karar ise İsrail makamlarının onayına bağlı.
Ebu Abid, bu noktada gördüğü muameleyi “en kötüsü” olarak tanımladı.
“
Torbalarımda torunlarım için oyuncaklar vardı. Kalp, tansiyon ve şeker hastalığı için ilaçlar taşıyordum.
Avrupalı görevliler çantalarımı didik didik aradı. Oyuncakları, ilaçlarımı, cep telefonumu ve çocuklarım ile kardeşlerim için aldığım yedi yeni telefonu aldılar. Hiçbir şey bırakmadılar.”
Kararları tamamen EUBAM personelinin verdiğini vurgulayan Ebu Abid, Filistinli görevlilerin yalnızca arama yapmakla yetindiğini söyledi. Tüm eşyalarını kaybetmesine rağmen, en azından telefonunu geri almak için ısrar etti:
“Ne yiyecek ne ilaç… Sadece üzerimizdeki kıyafetlere izin verdiler. İçinde aile fotoğraflarım ve özel bilgilerim vardı. Defalarca yalvardım. Uzun bir bekleyişten sonra geri verdiler.”
Ancak aramalar bittikten sonra dahi bekleyiş sona ermedi.
Kota, engel, belirsizlik
Ekim ayında imzalanan ateşkes anlaşmasına göre işgalci İsrail, Refah Kapısı’nı ilk aşamada açmak zorundaydı. Ancak İsrail, Gazze’deki son esirin cesedinin teslim edilmesini şart koştu. Naaşın geçen hafta bulunmasının ardından kapı açılırken, bu kez de ağır bir kota dayatıldı.
Buna göre günlük yalnızca 50 hasta Gazze’den çıkabiliyor ve her birine iki refakatçi eşlik edebiliyor. Yine aynı sayıda kişi Gazze’ye geri dönebiliyor.
Bu hak ise yalnızca soykırım sırasında Gazze’den ayrılanlarla sınırlı. 7 Ekim 2023’ten önce çıkan ve hâlâ yurt dışında mahsur kalan Filistinlilere dönüş izni verilmiyor.
Ocak ayı sonu itibarıyla Kahire’de Gazze’ye dönmek için kayıt yaptıran Filistinlilerin sayısı 30 bini aşmış durumda. Bu kota ile sınır haftada altı gün açık olsa bile, yalnızca Kahire’deki başvuruların tamamlanması iki yıla yakın sürecek.
Üstelik açılışın ilk gününde dönmesi planlanan 42 kişiden 30’u geri çevrildi. Kimin talimatıyla ve nereye gönderildikleri ise hâlâ bilinmiyor.
“Eşyalarınızı toplayın ve Gazze’yi terk edin”
Pazartesi günü Gazze’ye geçmesine izin verilen 12 kişi arasında dokuz kadın ve üç çocuk vardı. Sınırdan sonra bindirildikleri otobüsün önünde ve arkasında İsrail cipleri vardı. Kısa bir yolculuğun ardından Han Yunus’un güneyinde, İsrail destekli bir çete tarafından durduruldular.
Çetenin başında ise Gassan ed-Dahini bulunuyordu. Bu şahıs kendini hiçbir zaman nispet etmese de, kendileriyle işbirliği yapmasına rağmen İsrail’den ve medya kanalları tarafından “selefi bir IŞİD’çi” olarak itham ediliyor.
“Bir İsrail subayı ‘Şu yaşlı kadını getirin’ dedi. Kolumdan tutup beni İsraillilere teslim ettiler.”
Ebu Abid, kendi anlatısına göre iki karavandan oluşan askeri bir noktaya götürüldü. Yarım saat bekletildikten sonra gözleri bağlandı, kelepçelendi ve sorgu odasına götürüldü.
“Yüzlerce asker vardı. Elektronik cihazla arandım. Ardından bir kadın asker abayamı çıkarmaya zorladı.
Sürekli Hamas’ı sordular. ‘Ailenden kim Hamas’ta? Hamas sizi neden canlı kalkan olarak kullanıyor? Neden Gazze’ye dönüyorsun? Mısır’da kalsaydın ya?’”
Sorguyu yapan subay yüzünü tamamen gizleyen bir maske takıyordu ve Arapça konuşuyordu. Ardından şu cümleyi kurdu:
“Gazze halkına söyle: Eşyalarınızı toplayın ve çıkın.”
Kadınlara şiddet, aşağılanma
Sorgu iki ila üç saat sürdü. İlk yarım saati gözleri bağlıydı. Bu sırada kızı Rutana Atiyye er-Rakab’ın başka bir odada soykırımcı İsrailli bir kadın asker tarafından darp edildiğini öğrendi.
“Kolundan tuttu, kafasına vurdu. ‘Neden Gazze’ye geldin? Kocanı ve çocuklarını da Mısır’a getirirdim. Orada kalmalıydın’ dedi.”
Beş kızıyla dönen Sabah İsmail er-Rakab ise soğuk suyla ıslatıldı, kelepçelendi ve yaklaşık 90 dakika sorgulandı.
“Kendileriyle çalışırsam göçümü kolaylaştıracaklarını söylediler. Reddettim. Hamas’ı sordular, akrabalarımı sordular. Cevaplarımı beğenmezlerse döveceklerini söylediler.”
Rakab, ancak bir Avrupa konvoyunun müdahalesiyle serbest bırakıldı. Tüm kadınlar ve çocuklar yeniden otobüse bindirildi ve Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’ne götürüldü.
Yaşadıklarının ardından Ebu Abid şu sözlerle konuşmasını noktaladı:
“Bunlardan sonra kimse Gazze’nin dışına çıkmasın. Bizi her yolla sürmeye çalışıyorlar.”
Kaynak: Mira Haber, MEE
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.