image 2026 03 02 14 33 52

Hamas’ın “şehit Hamaney” çelişkisi: Suriye kasabı nasıl kahraman oldu?

Ali Hamaney’in ölümüyle birlikte bölgesel medyada ve bazı örgütsel açıklamalarda neredeyse ezbere bir kelime dolaşıma sokuldu: “şehit.” Daha cenaze toprağa verilmeden, manşetler hazırdı. Daha duman dağılmadan, hafıza silinmişti.

Özellikle Hamas cephesinden gelen açıklamalar, İran’ı “direnişin omurgası”, Hamaney’i ise “ümmetin büyük kaybı” olarak çerçeveledi.

5845704417372474613 119 (0)
Kassam Tugayları tarafından yayınlanan “Büyük Şehit Komutan” mesajı

Ancak aynı açıklamalarda Suriye dosyasına dair tek bir yüzleşme cümlesi yoktu. Ne Halep’in yıkımı, ne Doğu Guta kuşatması, ne Dera’daki kanlı bastırmalar… Sanki bu coğrafyada İran hiç yokmuş gibi.

Bu bir unutkanlık değil. Bu bilinçli bir tercihtir.

Hamas’ın tartışmalı Suriye tutumu

Hamas’ın Suriye imtihanı, hafızası güçlü olanlar için hâlâ taze.

2012’de hareketin önde gelen isimleri, Şam’dan ayrılırken açıkça “kendi halkını bombalayan bir yapının yanında duramayız” mesajı vermişti. O dönemde yapılan konuşmalarda, Suriye halkının özgürlük talebi selamlanıyor, rejimle araya mesafe konulduğu ilan ediliyordu.

Fakat 2022’de aynı hareket, Beşar Esed yönetimiyle ilişkileri “normalleştirme” kararı aldı. Şam’da yapılan görüşmelerde, Esed rejiminin tek meşru otorite olarak tanındığı açıkça beyan edildi ve hatta “geçmişi geride bırakma” vurgusu yapıldı.

Daha dün “ahlaki gerekçe” diye sunulan ayrılık, bugün “stratejik zorunluluk” diye rafa kaldırıldı.

“Tek samimi destekçi İran”

Hamas’ın resmi kanallarında İran, Hizbullah, Yemen’deki Husiler ve Irak’taki silahlı yapılar için defalarca “gerçek destekçilerimiz” ifadesi kullanıldı. Ümmetin geri kalanı ise her zaman ya pasif ya da yüz çeviren aktörler olarak kodlandı.

Yemen’den Mekke yönüne atılan balistik füzeler uluslararası kamuoyunda sert biçimde kınanırken, Hamas cephesinden Yemen için “direnişin onurlu destekçisi” övgüsü geldi.

Irak’taki bazı milis yapılar hakkında ciddi insan hakları iddiaları gündeme gelirken, bu gruplar sırf göstermelik Filistin desteği sebebiyle “müttefik” olarak tanımlanmaya devam etti.

Bu tabloyu görmezden gelip yalnızca “İran İsrail’e saldıran tek ülke” söylemine sarılmak, hakikati yarım anlatmaktır. İran’ın İsrail’e saldıran tek ülke olması, bu ülkenin Suriye’nin kadın ve çocuklarına karşı işlediği suçları kapatmamalıdır. Ancak Hamaney’in ölümü, bir anda İran’ı “iyilik meleğine” çevirdi.

Sünni ve Şia ayrılığı

Tüm bunların ötesinde kendini İslam Cumhuriyeti olarak adlandıran İran, tamamen Şii şeriatına dayalı olarak yönetiliyor. Eski ruhani lider Humeyni’nin lafızlarına ve yazdığı kitaplarına göre Sünniler, tıpkı Suriye’de yapıldığı gibi “köpeklerle” eşit tutuluyor ve kendilerine karşı her türlü kandırma meşru görülüyor.

İran’ın Sünni bir hareket olan Hamas’a olan “karşılıksız ve mutlak” desteği de bu desteğin samimiyeti hakkında soru işaretleri doğuruyor.

Kasım Süleymani: Yıkımın mimarı

Suriye dosyasında en kritik isimlerden biri Kasım Süleymani’ydi. Kendisi için Hamas tarafından “Kudüs şehidi” ifadesi kullanıldı ve cenazesine üst düzey Hamas temsilcileri katıldı.

Fakat Süleymani’nin Suriye soykırımını “direniş hattının kalbi” olarak tanımladığı, sahadaki koordinasyonu bizzat yürüttüğü biliniyor. Kendisinin Sünnileri Yahudilere benzettiği birçok belge de daha önce kamuoyuna sunulmuştu.

Bugün Hamaney için kullanılan “şehit” unvanı, o dönemin devamıdır. Aynı eksen, aynı söylem, aynı meşrulaştırma dili.

Ama şu soruya net cevap verilmelidir: Suriye’de yaşanan onca yıkımın siyasi ve askeri sorumluluğu kimdedir? 1 milyondan fazla insanı katleden, kadınlara tecavüz ettiren, çocukları yetim bırakan bir ülke aynı anda nasıl kahraman olabilir?

Eğer bir aktör, bir rejimin askeri çöküşünü engellemek için milis sevk ediyor, lojistik sağlıyor, cephe planlıyor ve bunu açıkça sahipleniyorsa; bu tabloyu yok sayarak yalnızca “direniş lideri” portresi çizmek en hafif tabirle seçici hafızadır.

“Humeyni’nin evlatlarıyız”

Hamas’ın İran’la ilişkisi yeni değil. 2000’li yıllarda yapılan ziyaretlerde, hareketin önde gelen isimleri İran devrim liderliğine atıf yaparak ideolojik yakınlık mesajı verdi. İran, “direnişin direği” olarak tanımlandı.

Aynı süreçte “demokrasiye iman ediyoruz” şeklinde bir vurgu yapılırken, sahada kurulan ittifaklar mezhebi milis ağlarıyla derinleşti.

Bu çelişkiyi görmeyen ya hafızasını kaybetmiştir ya da görmek istemiyordur.

2024: Maskenin düştüğü an

Suriye’de rejimin zayıfladığı dönemde gelen açıklamalarda, bazı Hamas yetkililerinin “rejimin düşmesinden ve bazı bölgesel liderlerin ölümünden derin üzüntü duyduklarını” ifade etmesi, on yıllık zikzakların en net özeti oldu.

2012’de “halkın yanındayız” diyen dil, 2024’te rejimin kaybına yas tutar hale geldiyse; ortada ilkesel bir çizgi değil, tamamen eksen sadakati vardır. Yani Hamas’ın burada yaptığı, yalnızca bir çıkar ilişkisini gösteriyor.

Şehit kavramının siyasileştirilmesi

“Şehit” kavramı, inanç dünyasında yüksek bir mertebeyi temsil eder. Fakat son yıllarda bu kavram, bölgesel güç rekabetinin retorik aparatına dönüştürüldü. Hatta bir anda Hamaney’e şehit demeyenler, “harici, ayrılıkçı, mezhepçi” yaftasıyla karşı karşıya kaldı.

Bir lidere bu unvanı verirken, onun desteklediği politikaların sonuçlarını da üstlenmek gerekir. Eğer bir siyasi figürün stratejileri başka bir ülkede on binlerce insanın ölümüne, şehirlerin harabeye dönmesine ve milyonların yerinden edilmesine zemin hazırladıysa; bu dosyayı kapatıp yalnızca “şehit” demek, ahlaki muhasebeden kaçmaktır.

Kaynak: Mira Haber

Bir Cevap Yazın