IMG 20260614 003128 960

İslamofobik Hindistan yönetiminden şimdi de namaz yasağı!

Hindistan’da iktidardaki Hindistan Halk Partisi (BJP) yönetimindeki eyaletler başta olmak üzere, ülke genelinde Müslümanların kamusal alanda cuma ve bayram namazları kılmasını engellemeye yönelik kısıtlamalar ve yasal baskılar giderek sertleşiyor.

Uttar Pradeş ve Batı Bengal gibi kritik eyaletlerde “kamu düzeni” ve “trafik tıkanıklığı” bahane edilerek sokakta namaz kılınması resmen sınırlandırılırken, bu argümanların arkasında çok daha derin bir siyasi asimilasyon stratejisi yattığı biliniyor.

 “Trafik” Bahanesi ve Çifte Standart Tartışması

Eyalet başkanları ve resmi yetkililer, yolların yalnızca ulaşım amaçlı olduğunu savunarak Müslümanların, sınırlı kapasitedeki camilerde sırayla namaz kılmasını istiyor. Ancak bağımsız gözlemciler ve insan hakları savunucuları, bu gerekçenin açık bir çifte standart barındırdığına dikkat çekiyor. Ülkede her yıl düzenlenen devasa Hindu festivalleri (Ganesh Chaturthi gibi), dini geçit törenleri ve siyasi mitingler için kilometrelerce uzunluktaki ana caddeler günlerce trafiğe kapatılıyor ve devlet eliyle lojistik destek sağlanıyor. Buna karşın, Müslümanların haftada bir kez gerçekleştirdiği kısa süreli cuma ibadetlerinin organize bir şekilde suçlulaştırılması, kararların idari değil “ideolojik” olduğunu gösteriyor. Üstelik de Hindistan’da camiler, devlet eliyle birer birer yıkılıp yok ediliyor.

Akademik Bakış: “Amaç Müslüman Sivil Kimliğini Baskı Altına Almak”

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) bünyesinde kentleşme, mimari ve dışlanma politikaları üzerine doktora çalışmalarını sürdüren araştırmacı Fahd Zuberi, kamusal alandaki bu yasakların asıl hedefinin Hindistan’daki yaklaşık 200 milyon Müslüman’ın sivil güvenliğini ve görünürlüğünü kırmak olduğunu belirtiyor.

Zuberi’nin analizlerine göre, kamusal alanda toplu halde ibadet etmek egemen güce şu net mesajı veriyor: “Müslümanlar bu ülkenin bir parçasıdır, burada varlar ve bu şehir üzerinde herkes kadar eşit haklara sahipler.”

İşte Hindistan’ın İslamofobik devlet yapısının kabullenmek istemediği tam olarak bu eşitlik iddiasıdır. Zuberi ayrıca, halka açık ibadetlerin ve kitlesel dini duruşların tarihsel olarak Martin Luther King’den Mahatma Gandhi’ye kadar şiddet içermeyen sivil haklar savunuculuğu için küresel birer araç olarak hizmet ettiğini hatırlatıyor. Sokakta namaz kılmanın engellenmesi, Müslümanların hem Hindistan vatandaşı hem de Müslüman olarak var olabilecekleri meşru bir siyasi bilinç geliştirmelerinin önüne set çekmeyi amaçlıyor.

Sistematik Dışlama ve Alan Daraltma

Hindistan mahkemelerinin de son dönemde havalimanları, parklar ve kamu arazileri yakınlarında namaz kılınmasını yasaklayan kararları onaması, baskının yargı eliyle de kurumsallaştığını gösteriyor. Analistler, bu hamlelerin Müslüman azınlığı siyasi nüfuzdan tamamen izole etme, kamusal alandaki İslami sembolleri görünmez kılma ve Müslüman varlığını damgalayarak gettolaştırma politikasının bir parçası olduğu konusunda uyarıyor.

Kaynak; Mira Haber 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir