İstanbul merkezli gerçekleştirilen ve kamuoyuna “IŞİD operasyonu” olarak servis edilen son gözaltı dalgası, beraberinde ciddi hak ihlali ve hukuk tartışmalarını da gündeme taşıdı. Sabır ve Münadi dergileri çevresinde yürütülen sohbet, davet ve kültürel faaliyetlere katıldıkları belirtilen 110 kişinin gözaltına alınması, bunlardan 56’sının tutuklanması; birçok kesim tarafından “inanç ve düşünce özgürlüğüne yönelik baskı” şeklinde değerlendirildi.
Operasyon kapsamında gözaltına alınan kişilere yöneltilen suçlamalar arasında; dini sohbetlere katılmak, teravih namazı kılmak, bayram namazına gitmek, itikafa girmek ve çeşitli İslami davet çalışmalarında bulunmak gibi fiillerin yer aldığı iddia edildi. Dosyada yer alan bazı soru ve değerlendirmelerin ise kişilerin doğrudan dini yaşantısını sorgulayan nitelikte olduğu öne sürüldü.
Yakınları ve hak savunucuları, ortada herhangi bir şiddet eylemi, saldırı planı ya da kamuoyuna sunulmuş somut bir terör delili bulunmadığını belirterek yürütülen sürecin “İslami kimliği kriminalize etmeye dönük” olduğunu savunuyor. Operasyon kapsamında yapılan ev baskınlarında çok sayıda dini kitap, dergi ve dijital materyale el konulurken; kamuoyuna servis edilen bilgilerde 4 adet tüfek ve mühimmat ele geçirildiği ifade edilse de, bu silahların herhangi bir eylemle ilişkilendirildiğine dair resmi bir açıklama yapılmadığına dikkat çekiliyor.
Tutuklananlar arasında bulunan bazı kadınların durumu ise vicdanları yaraladı. İki otizmli çocuğu bulunan bir annenin ve henüz bir buçuk yaşındaki bebeğinden ayrılmak zorunda bırakılan başka bir annenin tutuklanması, sosyal medyada büyük tepki topladı. Aileler, ortada kesinleşmiş bir suç ya da somut delil bulunmadan insanların uzun tutukluluk süreçleriyle cezalandırıldığını ifade ediyor.
Hukukçular ve insan hakları savunucuları, ceza hukukunun temel prensiplerinden biri olan “somut delil ve bireysel suç” ilkesinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayarak; dini hassasiyetleri bulunan insanların yalnızca sohbet halkalarına katıldıkları veya davet faaliyetlerinde bulundukları gerekçesiyle terör suçlamalarıyla karşı karşıya bırakılmasının toplumsal kutuplaşmayı derinleştireceğini belirtiyor.
Eleştirilerin odağındaki bir diğer nokta ise medyada kullanılan dil oldu. Operasyonun henüz yargı süreci tamamlanmadan kesin hüküm içeren başlıklarla servis edilmesi, gözaltına alınan kişilerin toplum nezdinde peşinen suçlu ilan edilmesine neden olduğu gerekçesiyle tepki çekti.
Yakınları ve destekçileri, yaşanan sürecin yalnızca belirli kişileri değil; dini faaliyetlerde bulunan geniş toplum kesimlerini baskı altına alma amacı taşıdığını savunurken, kamuoyuna da “hukuk, adalet ve vicdan” çağrısı yapıyor.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
