Bölgeden gelen bazı raporlara göre, işgalci İsrail’in tüm dünyaya “eşi benzeri yok” diye pazarladığı Demir Kubbe’nin büyük bölümü yok edildi
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın üzerinden bir ay geçmesine rağmen, İran füzeleri İsrail yönüne aralıksız ilerlemeyi sürdürüyor. İsrail’in Demir Kubbe kapsamındaki hava savunma sistemleri bu saldırıların büyük bölümünü engellese de, Tel Aviv’in bu yoğun ve sürekli tehdide uzun vadede ne ölçüde dayanabileceği artık ciddi biçimde sorgulanıyor.
İsrail ordusu, İran füzeleri ve Hizbullah roketlerine karşı kullanılan hayati önemdeki önleyici füze stoklarının azaldığı yönündeki iddiaları kesin bir dille reddetti. Ancak sahayı yakından izleyen analistler, beşinci haftaya giren savaşın özellikle uzun menzilli mühimmat üzerinde ciddi bir tüketim baskısı oluşturduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Amerika üretimi sistemler
İsrail’in hava savunma mimarisi, farklı irtifalardaki tehditleri karşılamak üzere tasarlanmış çok katmanlı bir yapıya dayanıyor. Atmosfer dışındaki balistik tehditlere karşı Arrow-2 ve Arrow-3 sistemleri devreye girerken, Amerikan yapımı THAAD sistemi hem atmosfer içi hem de dışı önleme kapasitesi sunuyor. Daha düşük irtifalarda ise Demir Kubbe, kısa menzilli roketleri ve top mermilerini bertaraf etmede kritik rol oynuyor.
İsrail güvenlik çevrelerinden Tuğgeneral Benny Youngman, ülkede hava savunmasıyla kapsanmayan hiçbir alan olmadığını savunsa da, sistemin hiçbir zaman yüzde yüz koruma sağlayamayacağını kabul ediyor. Onun değerlendirmelerine göre yaklaşık yüzde 92’lik önleme oranı “olağanüstü” kabul edilse de, kalan yüzde dahi ölümcül sonuçlar doğurmaya yetiyor.
İsrail ordusunun sınırlı açıklamalarına göre İran, savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana 550’den fazla balistik füze fırlattı. Tel Aviv yönetimi savunmada “büyük başarı” vurgusu yaparken, aynı süreçte 22 kişinin hayatını kaybettiğini ve bu ölümlerin önemli kısmının hava savunmasını aşan füzeler nedeniyle gerçekleştiğini kabul etmek zorunda kaldı.
Kritik açıklar nasıl kapanacak?
Savaşın daha ikinci haftasında Amerikan basını, İsrail’in balistik füze önleyici stoklarında ciddi açıklar oluştuğunu yazdı. Resmi kaynaklar bu iddiaları reddetse de, uluslararası analizler farklı bir tabloyu işaret ediyor. İngiltere merkezli RUSI tarafından yayımlanan rapor, savaşın ilk 16 gününde ABD, İsrail ve müttefiklerinin toplamda 11 bini aşkın mühimmat kullandığını ve bunun maliyetinin 26 milyar doları bulduğunu ortaya koydu.
Rapora göre özellikle uzun menzilli önleyici füzeler ve hassas güdümlü mühimmat, ilk iki haftanın ardından neredeyse tükenme noktasına geldi.
ABD’li Yarbay Jahara Matysek, bu durumun devam etmesi halinde İsrail ve Amerikan uçaklarının İran hava sahasına daha derin operasyonlar yapmak zorunda kalacağını, bunun da daha yoğun füze ve İHA tehdidi anlamına geldiğini vurguluyor. Sorunun yalnızca maliyetle sınırlı olmadığı, üretim süreçlerinin yavaşlığı ve tedarik zincirindeki kırılganlıkların da ciddi bir darboğaz oluşturduğu ifade ediliyor.
Arrow stoklarının %80’i bitti
Bazı raporlar, İsrail’in savaş öncesi sahip olduğu Arrow füze stoklarının yüzde 80’den fazlasını tükettiğini ve mevcut gidişatın sürmesi halinde bu stokların kısa sürede tamamen bitebileceğini öne sürüyor. Bu tablo, savaşın sürdürülebilirliği konusunda alarm verici bir eşik olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan sistemin teknik zafiyetleri de açığa çıkmaya başladı. İsrail ordusu, “Davut’un Sapanı” sisteminde yaşanan bir arıza nedeniyle iki İran füzesinin Dimona ve Arad şehirlerine isabet ettiğini kabul etti. Özellikle Dimona’da stratejik bir nükleer araştırma merkezinin bulunması, olayın ciddiyetini daha da artırdı.
Uzmanlara göre Tel Aviv’in önünde üç seçenek bulunuyor: sınırlı kaynakları daha dikkatli kullanmak, düşük riskli hedeflere yönelen füzeleri bilinçli olarak engellememek ya da savunma kapasitesi tükenmeden önce İran üzerindeki askeri baskıyı daha da artırmak.
Kaynak: Mira Haber, AJ
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.