Tarihte 104 yıl önce bugün: Saltanat kaldırıldı, ümmetin başı koparıldı

1 Kasım 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, saltanatı hilafetten ayırarak kaldırdı. Altı asırlık Osmanlı saltanatına son veren bu karar, bir buçuk yıl sonra hilafetin de kaldırılmasıyla tamamlanacak bir sürecin ilk adımıydı. Bu süreç, İslam ümmetinin asırlardır etrafında toplandığı başının koparılması anlamına geliyordu.
Kararın arka planı
Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından İtilaf devletleri, Lozan’daki barış görüşmelerine hem Ankara’yı hem İstanbul hükümetini davet etti. Bu davet, saltanatın kaldırılması için gerekçe olarak kullanıldı. Meclis’te konu tartışılırken itiraz eden mebuslara sert bir dille karşılık verildiği, hâkimiyetin “kuvvetle alınacağı” yönünde uyarılar yapıldığı kaynaklarda aktarılır. Karar, bu baskı ortamında kabul edildi.
Ayrılış mı, götürülüş mü?
Son padişah VI. Mehmed Vahdeddin, 17 Kasım 1922’de İngiliz zırhlısı Malaya ile İstanbul’dan Malta’ya gitti. Resmî tarih anlatısı bunu bir “firar” olarak sundu. Ancak bu değerlendirme tartışmalıdır. Saltanatın kaldırılmasından birkaç gün sonra, 6 Kasım 1922’de gazeteci Ali Kemal İstanbul’dan kaçırılarak İzmit’te linç edilmişti. Padişahın çevresinde de can güvenliğinin kalmadığı bir ortam vardı. Vahdeddin’in, hayatının tehlikede olduğunu bildirerek ayrıldığı; yani isteyerek değil, zorla ülkeden çıkmak durumunda bırakıldığı görüşü de güçlü biçimde savunulmaktadır.
Başsız kalan ümmet
Saltanatın kaldırılmasının ardından Meclis, Abdülmecid Efendi’yi yalnızca halife olarak seçti. Ancak hiçbir siyasi yetkisi bırakılmayan bu makam, adı var kendisi yok bir sembole dönüştürüldü. 3 Mart 1924’te hilafet de kaldırıldı ve Osmanlı hanedanının bütün mensupları yurt dışına sürgün edildi.
Bugüne bakış: Gelinen nokta ve çıkarılacak ders
Saltanat ve hilafetin yıkılması, bir hanedanın sonundan çok daha büyük bir kayıptı: Ümmetin başının koparılmasıydı. O günden beri Müslümanlar, onları bir arada tutacak, haklarını savunacak ve tek ağızdan konuşacak bir merkezden yoksun. Filistin işgal edilirken, Bosna’da, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da, Arakan’da ve Gazze’de Müslümanlar katledilirken “ümmet adına” konuşabilecek bir merci bulunmadı.
Ehl-i sünnet âlimleri, Müslümanlara adaletle hükmedecek bir imamın bulunmasını dinin farzlarından saymış ve bunda icmâ olduğunu nakletmiştir. Resûlullah ﷺ, “Kim boynunda bir biat olmaksızın ölürse cahiliye ölümüyle ölür” buyurmuştur (Müslim, İmâre, 58). Bu yıldönümünün dersi şudur: Ümmetin dağınıklığı bir kader değil, bir kayıptır. Bu kayıp kabullenilmedikçe ve birlik yeniden aranmadıkça, ümmet başkalarının kararlarına mahkûm olmaya devam edecektir.
Kaynaklar: TBMM Zabıt Cerideleri, 1 Kasım 1922 oturumu; TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hilâfet”, “Mehmed VI” ve “İmamet” maddeleri; Mâverdî, el-Ahkâmü’s-sultâniyye. Görsel: İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı kapısı (Wikimedia Commons, Mattias Hill, CC BY-SA 4.0).




Yorum yaz