doğu TÜrkistan

Hicap ve doppa yasaklandı: Günlük hayatta Uygur Türkü olmanın bedeli!

Pekin’in Doğu Türkistan’daki Kültürel Soykırımı: Kimlik Avı ve Turistik Sömürü

Pekin yönetimi, Doğu Türkistan’da (Sincan) Uygur Türklerinin binlerce yıllık kültürel ve dini kimliğini ortadan kaldırmak amacıyla, eşine az rastlanır bir asimilasyon ve baskı politikası yürütüyor. Meşru hak ve özgürlükleri “dini aşırılıkçılık” ve “radikalizm” gibi genel geçer suçlamaların arkasına saklanarak hedef alınan Uygurlar, bizzat devlet eliyle küresel kamuoyundan gizlenmeye çalışılan bir insanlık dramına maruz bırakılıyor. Geleneksel kıyafetler, dini semboller ve en sıradan günlük yaşam pratikleri dahi Çin hükümeti tarafından doğrudan birer “suç unsuru” ve tehdit olarak kabul ediliyor.

İnanç ve Kültür Sembollerine Ağır Darbe

Sızdırılan resmi belgeler ve dijital kanıtlar, Çin’in “radikalleşmeyle mücadele” adı altında yürüttüğü algı operasyonunun gerçek yüzünü gözler önüne seriyor. Uygur kadınlarının inançlarının bir gereği olan hicabın yasaklanmasının ötesinde, Uygur kimliğinin en köklü simgelerinden biri olan geleneksel erkek başlığı doppa bile resmî raporlarda “hassas ve tehlikeli unsur” olarak damgalanmış durumda. Baskı o kadar kontrolsüz bir boyuta ulaştı ki, logolarında veya kurumsal kimliklerinde doppa figürüne yer veren ticari işletmeler dahi ağır cezalara çarptırılıyor. Bu kültürel mirası yaşatmakta ısrar eden bireyler ise dijital gözetim mekanizmalarıyla fişlenerek sistematik takibe ve açık hedef haline getirilmeye mahkûm ediliyor.

Pekin’in İkiyüzlü Pazarlama Stratejisi

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları savunucuları, Çin yönetiminin bu süreçte izlediği derin çifte standardı şiddetle eleştiriyor. Pekin, uluslararası arenada ve devlet güdümlü turizm kampanyalarında Uygur kültürünü “Sincan’ın egzotik ve renkli zenginliği” olarak makyajlayıp küresel bir pazar malzemesi haline getiriyor. Ancak aynı kültürel unsurları turistik birer tiyatro sahnesinde değil de, kendi özgür iradesiyle günlük hayatında yaşatmak isteyen her Uygur Türkü anında “aşırılıkçı” ilan edilerek cezalandırılıyor. Bu durum, bir halkın kültürel mirasını hoyratça metalaştırırken, o mirasın asıl sahiplerini ve yaratıcılarını asimile etmeye dayalı ikiyüzlü bir stratejinin açık kanıtıdır.

Terörle Mücadele” Maskesi Altında Kültürel Kıyım

Bağımsız araştırmacılar ve uluslararası insan hakları örgütleri, Doğu Türkistan’da uygulanan bu amansız politikaları net bir şekilde kültürel soykırım olarak tanımlıyor. Çin’in resmi söylemde sığındığı “terörle mücadele”, “güvenlik” ve “mesleki eğitim merkezleri” gibi kavramlar, toplama kamplarını ve yürütülen sistematik kimlik kıyımını perdelemek için kullanılan birer propaganda aracından ibaret kalıyor.

Uygur kimliğinin en temel unsurlarını dahi suç sayan bu çok boyutlu baskı çarkı, yalnızca bireysel özgürlükleri çiğnemekle kalmıyor; küresel toplumun gözü önünde bir halkın tarihsel varlığını topluca yok etmeyi amaçlayan vahim bir insanlık suçu olarak varlığını sürdürüyor.

Kaynak: Mira Haber 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir