Suriye’de Esed rejiminin devrilmesinin ardından gözlerin çevrildiği en kritik viraj olan “Geçici Anayasa Bildirgesi”, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın imzasıyla resmen yürürlüğe girdi.
Beş yıllık bir geçiş dönemini kapsayan bu metin, sahada askeri mücadele veren muhafazakar gruplar ve İslami çevreler tarafından farklı şekillerde yorumlanıyor. Uzun süredir İslam hukuku merkezli bir yönetim modeli talep eden bu yapılar, mevcut metni sahadaki beklentileri tam olarak karşılamayan, pragmatik bir uzlaşı adımı olarak değerlendiriyor.
İşte Suriye’nin yeni anayasa metninin analizi ve İslami kesimlerin rejime yönelttiği sert eleştirilerin perde arkası:
“İslam Cumhuriyeti” İbaresi Masadan Düştü
Yeni anayasa metninde devletin adı, Esed döneminde olduğu gibi “Suriye Arap Cumhuriyeti” olarak korundu. Esed’i deviren ve ağırlığını Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile diğer muhafazakar unsurların oluşturduğu muhalif taban, yeni devletin adının bir “İslam Cumhuriyeti” olacağını öngörüyordu. Devletin resmi bir dininin olduğuna dair net bir vurgunun metinde yer almaması, sahadaki İslami yapılar tarafından ilk büyük taviz olarak yorumlanıyor.
“Tek Kaynak” Değil, “Temel Kaynak”: Baas Anayasasının Gölgesi mi?
Anayasanın en çok tartışılan ve eleştirilen yeri, hukukun kaynağını belirleyen 2. maddesi oldu. Metinde, “İslam hukuku (fıkıh), yasaların temel kaynağıdır” ifadesi kullanıldı.
Bu ifade, İslami hukukçular ve radikal muhalif gruplar tarafından çok sert bir dille eleştiriliyor. Eleştirilerin odak noktası ise şu:
“Tek” Yerine “Bir” Kaynak: İslam hukukunun yegane ve tek kaynak yapılmaması, onun yanına seküler veya uluslararası hukuk normlarının da eklenebileceği anlamına geliyor.
Esed Dönemiyle Aynı Formül: Eleştirmenler, bu cümlenin 1973 ve 2012 yıllarında Esed rejiminin kullandığı Baas anayasalarındaki maddeyle kelimesi kelimesine aynı olduğunu hatırlatıyor.
Uluslararası Normlar Çelişkisi
Anayasanın 15. maddesinde, insan haklarının “uluslararası sözleşmelere ve insani normlara” uygun olarak korunacağı taahhüt ediliyor. İslami şeriatı referans alan analistler, Batı merkezli uluslararası sözleşmeler ile İslam fıkhının (örneğin aile hukuku, miras ve ceza hukuku konularında) taban tabana zıt olduğunu belirterek, bu durumun hukuki bir şizofreni yaratacağını savunuyor. Anayasa, şeriatı merkeze almak yerine, Batı dünyasından meşruiyet ve finansal destek devşirmek amacıyla tasarlanmış bir “vitrin metni” olmakla eleştiriliyor.
Analiz: Şara Yönetimi İki Ateş Arasında
Hukuki analistler, Ahmed Şara yönetiminin bilinçli bir pragmatizm sergilediği görüşünde. Yönetim, tam anlamıyla şeriat eksenli bir anayasa ilan etmesi durumunda uluslararası toplum tarafından izole edileceğini, terör listelerinden çıkamayacağını ve ülkenin yeniden inşası için gereken dış fonları bulamayacağını biliyor.
Ancak dış dünyayı memnun etmek için atılan bu seküler ve dengeli adımlar, içeride Şara yönetimini var eden ana omurgayı (yani muhafazakar ve İslamcı tabanı) dönüştürme veya kaybetme riski taşıyor. Suriye’nin yeni anayasası, şeriatı tam manasıyla getiremediği için devrimin muhafazakar unsurları tarafından daha şimdiden “eksik ve batı güdümlü” bir metin olarak tanımlanmış durumda.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
