Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde Temmuz 1995’te yaşanan soykırımın üzerinden 31 yıl geçti
Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük katliamı olarak kabul edilen Srebrenitsa Soykırımı’nın hafızalara kazınan sayısız acı hikâyesi arasında, Ramo Osmanović ile oğlu Nermin Osmanović’nin yaşadıkları bugün de insanlığın vicdanında derin bir yara olarak yaşamaya devam ediyor.
11 Temmuz 1995’te Bosnalı Sırp güçlerinin Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’yı ele geçirmesinin ardından binlerce Boşnak erkek ve erkek çocuğu ormanlara sığınarak Tuzla’ya ulaşmaya çalıştı. Ancak kaçış yolları kısa sürede kuşatıldı. Teslim olan ya da yakalanan binlerce kişi sistematik şekilde infaz edildi.
Baba oğulun hikayesi
Bu süreçte Bosnalı Sırp askerleri tarafından esir alınan Ramo Osmanović, oğlu Nermin’i saklandığı yerden çıkarması için silahların gölgesinde kameralar önüne çıkarıldı. Askerler, Ramo’yu oğluna seslenmeye zorladı.
Kayıtlara geçen görüntülerde Ramo, “Nermin! Buraya gel. Ben buradayım. Korkacak bir şey yok.” diyerek oğluna teslim olması çağrısında bulunuyordu. Ancak bu sözler kendi iradesiyle söylenmemişti. Yanındaki askerler, ona ne söyleyeceğini dikte ediyor, güvenlik vaatlerinin gerçek olduğunu söylemesini istiyordu.
Babasının sesini duyan Nermin Osmanović, gerçekten güvende olacaklarına inanarak saklandığı yerden çıktı. Fakat verilen sözler bir tuzaktan ibaretti.
Kısa süre sonra baba ve oğul birlikte diğer Boşnak esirlerle birlikte infaz edildi.
13 yıl sonra mezara gömüldüler
Yıllar sonra toplu mezarlarda yürütülen DNA çalışmaları sonucunda Ramo ve Nermin Osmanović’nin naaşlarına ulaşıldı. Kalıntıları, savaş sonrasında delilleri gizlemek amacıyla yerleri değiştirilen toplu mezarlar nedeniyle farklı noktalara dağılmıştı.
Kimlik tespitlerinin tamamlanmasının ardından baba ve oğul, 2008 yılında Srebrenitsa-Potoçari Anıt Mezarlığı’nda yan yana toprağa verildi.
Ramo Osmanović’nin oğluna yaptığı zorunlu çağrının görüntüleri, yıllar boyunca Srebrenitsa Soykırımı’nın en çarpıcı sembollerinden biri haline geldi. Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi’nin yürüttüğü soruşturmalarda da bu kayıtlar önemli görsel deliller arasında yer aldı.
Srebrenitsa’da katliamın ağırlaştığı Temmuz 1995’te 8 binden fazla Müslüman Boşnak erkek ve erkek çocuğu sistematik olarak katledildi. Uluslararası mahkemeler bu katliamı “soykırım” olarak tanımladı. Aradan geçen 31 yıla rağmen binlerce kurbanın kimlik tespit çalışmaları sürerken, her yıl yeni bulunan cenazeler Potoçari Anıt Mezarlığı’nda düzenlenen törenlerle defnediliyor.
Ramo ile Nermin Osmanović’nin hikâyesi ise yalnızca bir baba ile oğlunun trajedisi değil; savaşın insan onurunu nasıl hedef aldığını, umut duygusunun nasıl bir silaha dönüştürülebildiğini ve Srebrenitsa’da yaşananların neden unutulmaması gerektiğini anlatan en güçlü tanıklıklardan biri olmayı sürdürüyor. Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. yılında, o görüntüler yalnızca geçmişi hatırlatmıyor; adaletin, hafızanın ve insanlığın ortak vicdanının hâlâ canlı tutulması gerektiğini de bir kez daha hatırlatıyor.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.