image 2026 02 23 16 44 34

Filistin toprakları tarihten siliniyor: Batı Şeria ilhak yolunda!

Gazze’de silah seslerinin geçici olarak susmasının ardından Filistinliler, savaşının şekillendirdiği bambaşka ve sarsıcı bir gerçeklikle yüz yüze kaldı

Savaş sürecini fırsata çeviren yasadışı Yahudi yerleşim hareketi, Batı Şeria’nın yüzde 60’tan fazlasını oluşturan ve “C Bölgesi” olarak adlandırılan kırsal alanlarda geniş çaplı bir yayılmaya girişti. Ordu himayesinde hareket eden yerleşimciler, onlarca Filistinli yerleşim birimini hedef alan sistematik bir göçertme kampanyası yürütüyor.

Boşaltılan alanlara ise silahlı yerleşimci milislerin kontrol ettiği yeni çoban karakolları ve yerleşim noktaları kuruldu. Bu yapılar, doğrudan askeri koruma ve destekle faaliyet gösteriyor.

“Kantonlara” bölünmüş bir coğrafya

Öte yandan soykırımcı İsrail ordusu, şehir ve kasabaların giriş-çıkışlarını kontrol noktaları ve demir kapılarla kapatarak fiili bir “kanton sistemi” dayattı. Yerleşim birimleri birbirinden koparıldı; yoğun nüfuslu, dar alanlara sıkıştırılan Filistinlilerin günlük hareket özgürlüğü ciddi biçimde sınırlandı.

Bu düzen, hem mevcut yaşamı kuşatıyor hem de gelecekteki herhangi bir doğal genişlemeyi fiilen imkansız hale getiriyor.

Ekonomik çöküş: İşsizlik ve gelir kaybı

Savaşın sona ermesine rağmen, savaş sırasında devreye sokulan birçok uygulama yürürlükte kaldı. Bunların başında, Filistinli işçilerin İsrail’de çalışma izinlerinin askıya alınması geliyor. Resmi verilere göre savaş öncesinde İsrail’de 200 bini aşkın Filistinli çalışıyor, aylık toplam gelirleri de yaklaşık 1 milyar şekele ulaşıyordu.

Bu yasağın sonucu olarak Filistin ekonomisi geçen yıl yüzde 24 oranında daraldı. Filistin Merkez İstatistik Kurumu verilerine göre işsizlik Batı Şeria’da yüzde 28’e, soykırımın yıktığı Gazze’de ise yaklaşık yüzde 80’e yükseldi. Bu tablo, ekonominin derin bir durgunluğa sürüklendiğini gösteriyor.

Filistin Yönetimi’ne mali baskı

Gazze’de kırılgan bir ateşkes sağlanmış olsa da İsrail’in Filistin Yönetimi’ne karşı savaş döneminde başlattığı sert mali önlemler devam ediyor. Yönetimin kamu gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan gümrük gelirleri tamamen dondurulmuş durumda.

İsrail, geçtiğimiz Mayıs ayından bu yana bu gelirlerin tamamını alıkoyuyor. Daha önce ise 2019’dan itibaren çeşitli gerekçelerle kesintilere gidiliyordu.

Bununla da yetinilmeyerek, Filistin Yönetimi’ni mali olarak çökertmeyi hedeflediği belirtilen yüksek tutarlı tazminat davaları açıldı. İsrail’de ve yurt dışında açılan bu davalarda, Gazze’den gerçekleştirilenler de dahil olmak üzere Filistinliler tarafından düzenlenen tüm saldırıların sorumluluğu Filistin Yönetimi’ne yükleniyor.

Borç sarmalı ve kamu hizmetlerinde çöküş

Filistin Yönetimi son yıllarda bankalardan kredi kullanarak ve emeklilik fonunu tüketerek ayakta kalmaya çalıştı. Ancak Maliye Bakanı’na göre toplam kamu borcu 15 milyar doları aştı. Bu durum, yeni borçlanma seçeneklerini fiilen kapatmış durumda.

Mali baskılar kamu hizmetlerini de çöküşün eşiğine getirdi. Memur maaşları düzenli ödenemiyor; okullarda eğitim haftada üç güne, sağlık kliniklerinde hizmet ise haftada iki güne indirildi. Son yıllarda maaşların yalnızca yüzde 60’ı ödenebiliyordu; önümüzdeki aylarda bunun bile sürdürülemeyebileceği belirtiliyor.

Yönetimi tasfiye etme senaryoları

Bu gelişmeler, İsrail’in zaten Siyonist Mahmud Abbas yönetimi altındaki Filistin Hükümeti’ni siyasi işlevlerinden arındırarak yalnızca hizmet sunan bir yapıya dönüştürmeyi hedeflediğini gösteriyor. 

İsrail’in, yaptırımların kaldırılması için mahkûm ve “şehit” ailelerine ödenen maaşların kesilmesi ile müfredat değişikliği gibi şartlar sunduğu; Filistin Yönetimi’nin bu koşullara uyum sağlamasına rağmen yaptırımların sürdüğü de biliniyor.

Filistin toprakları tarihten siliniyor

Şubat ayında, Gazze’de savaşın durmasından dört ay sonra İsrail hükümeti bir dizi karar aldı: Batı Şeria’da arazi kayıt sürecinin başlatılması, arkeolojik alanlar, doğal kaynaklar ve su kaynakları üzerinde İsrail hukukunun yeniden uygulanması, yerleşimcilere bu bölgelerde bireysel mülk edinme hakkı tanınması ve tapu kayıtlarının açılması.

Bu adımların mimarları Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile Savunma Bakanı Israel Katz, hedefin Filistin devleti fikrini sona erdirmek ve Batı Şeria topraklarının mümkün olan en geniş bölümünü yerleşime tahsis ederek fiili ilhak gerçekleştirmek olduğunu gizlemiyor.

Yeni kararlar, Batı Şeria’daki her arazi parçasının mülkiyetinin incelenmesi, kayıtsız toprakların kamulaştırılması ve kamu arazilerinin yerleşim projelerine devredilmesinin önünü açıyor. Smotrich, son üç yılda yaklaşık 70 yeni yerleşime ruhsat verildiğini, onlarca kaçak yerleşim noktasının da resmileşme sürecine girdiğini açıkladı.

Filistin’in yüzde 80’i tasfiye oluyor

Smotrich’in kamuoyuna açıkladığı ve “Karar Planı” olarak bilinen strateji, Batı Şeria’nın yüzde 82’sinin ilhakını ve 3,5 milyon Filistinlinin yerleşim alanları içinde sıkıştırılmasını öngörüyor. İsrail Başbakanı  Binyamin Netanyahu’nun da bu plana geniş ölçüde destek verdiği, Smotrich’e resmi ilhak ilanı olmaksızın planı uygulama serbestisi tanıdığı belirtildi.

Yaklaşık 6 bin kilometrekareden küçük bir alana sahip Batı Şeria, 1993 tarihli Oslo Anlaşması ile üç bölgeye ayrılmıştı: Büyük şehirlerin bulunduğu ve güvenlik ile sivil idaresi Filistin Yönetimi’ne ait olan A Bölgesi; sivil idaresi Filistin’de, güvenliği İsrail’de olan B Bölgesi; hem güvenlik hem sivil kontrolü İsrail’e bırakılan ve toplam alanın yüzde 60’ını kapsayan C Bölgesi.

Oslo sonrası yerleşimlerin odağı C Bölgesi olmuştu. Ancak mevcut İsrail hükümeti geçen yıldan itibaren B Bölgesi’nde de yeni yerleşim noktaları kurmaya başladı. İnsan hakları kuruluşları, Beytüllahim ve Ramallah çevresinde en az 7 yeni yerleşim noktası kurulduğunu belgeliyor.

Kaynak: Mira Haber, Asharq

Bir Cevap Yazın