İslam düşmanı yasaklarla tanınan Fransa’da yayımlanan ve kamuoyunda “Fransız usulü İslam” olarak anılmaya başlanan yeni rehber, sert tartışmaların odağına yerleşti
Çalışma, Paris’in sembol kurumlarından Büyük Paris Camii (La Grande Mosquée de Paris) öncülüğünde hazırlanırken, eski cumhurbaşkanları Nicolas Sarkozy ve François Hollande da projeye katkı sunan isimler arasında yer aldı.
Yaklaşık 900 sayfayı bulan rehberin temel iddiası, İslami uygulamalar ile Fransa’nın katı laiklik anlayışı arasında “uyumlu bir çerçeve” oluşturmak. Ancak içerik okunduğunda, saçmalıklar silsilesi gün yüzüne çıkıyor.
Başörtü ve kamusal alan
Rehberde, özellikle kamu kurumlarında ve bazı profesyonel alanlarda başörtüsünün çıkarılmasının “cumhuriyet nötrlüğü” açısından uygun olabileceği yönünde değerlendirmeler yer alıyor. Bu yaklaşım, laiklik ilkesinin dini sembollerin görünürlüğünü sınırlayan katı yorumuna dayanıyor.
Eleştirilere göre ise burada söz konusu olan yalnızca hukuki bir düzenleme değil, ibadetin ve dini kimliğin kamusal görünürlüğünün sistematik biçimde daraltılması. Nitekim Fransa’da yalnızca peçeden öte, okullarda ve kamu binalarında başörtü giyilmesi yasak. Fakat dikkat edilirse bu kapsama şapka takmak veya bere giymek girmiyor.
“Sivil hukuk üstündür”
Rehber, dini nikâhın hukuken tanınabilmesi için mutlaka sivil evlilik yapılması gerektiğini savunuyor. Fransız hukuk sisteminde zaten geçerli olan bu düzenleme, metinde tekrar edilerek önceliğin devlet hukukuna ait olduğu belirtiliyor.
Ayrıca metnin genelinde “değişmeyen ibadet, uyarlanan varlık” formülü öne çıkıyor. Yani ibadet özde sabit kalırken, Müslümanların toplumsal varlığı Fransız cumhuriyet değerlerine göre yeniden şekillendirilmeli mesajı veriliyor.
Bu yaklaşım, Fransa’nın son yıllarda sıkça dile getirdiği “Fransa İslam’ı” ya da “cumhuriyetle uyumlu İslam” söylemiyle örtüşüyor. Devletin, dini pratiği kendi laiklik anlayışına göre çerçevelemeye çalıştığı iddiası, tartışmaların merkezinde yer alıyor.
“Dine hakaret edilirse sessiz kalın”
Rehberde, dine hakaretin Fransa’da suç olmadığı ve bunun ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği de savunuldu. Yani Müslümanların, kendilerine karşı işlenen suçlara ve haksızlıklara sessiz kalması, “sabretmesi” bekleniyor. Halbuki normal bir vatandaş söz konusu olsaydı, “ifade özgürlüğü” sayılmazdı.
Mesele Müslümanların Fransız yasalarına uyması değil; dini referansların laiklik filtresinden geçirilerek dönüştürülmesi. Bu da “devlet eliyle şekillendirilen bir inanç modeli” oluşturmak anlamına geliyor.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.