Al Kibar nuclear site between Deir ez Zor and Raqqa in the Syrian Desert

Şam, ABD ve İsrail’le gizlice anlaştı..”Nükleer mirasa” tasfiye yolu gözüktü!

Suriye’de gizli nükleer saha krizi: ABD devrede, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı malzemeyi çıkaracak

Suriye’de Esed rejiminin geçmişteki gizli nükleer faaliyetleriyle bağlantılı olduğu belirtilen bir tesiste bulunan nükleer materyalin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından ülkeden çıkarılması için ABD, İsrail ve Suriye arasında anlaşmaya varıldığı bildirildi.

Yerel basının aktardığı ve Axios’un ABD ile İsrailli yetkililere dayandırdığı bilgilere göre, “Site 99” olarak adlandırılan gizli tesiste Esed rejiminin El-Kibar nükleer projesiyle bağlantılı malzemeler bulunuyor. Tesiste uranyum cevherinden elde edilen “yellowcake”in yanı sıra El-Kibar projesinden kalan çeşitli nükleer kalıntıların bulunduğu belirtildi.

İsrail, 2007 yılında Deyrizor kırsalındaki El-Kibar tesisini hava saldırısıyla imha etmişti. UAEA ise daha sonraki soruşturmalarında buranın Suriye tarafından beyan edilmemiş bir nükleer faaliyetle bağlantılı olduğuna ilişkin ciddi bulgular elde etti. 2024’te alınan çevresel numunelerin analizinde de insan kaynaklı doğal uranyum parçacıkları tespit edildi; bazı parçacıkların uranyum cevherinin işlenmesiyle uyumlu olduğu bildirildi. 

Ancak “Site 99”daki materyalin nükleer silah üretiminde doğrudan kullanılabilecek durumda olmadığı belirtiliyor. ABD’li bir yetkili, materyalin konvansiyonel bir patlayıcıyla radyoaktif maddeleri çevreye yaymayı amaçlayan “kirli bomba”da kullanılabilecek nitelikte olabileceğini ifade etti. 

İsrail yeniden vurmakla tehdit etti

İsrail’in uzun süredir tesisi izlediği ve Esed rejiminin devrilmesinin ardından tesise girişleri bombalayarak kapattığı bildirildi. İsrail, nükleer materyalin kaldırılmaması veya Suriye makamlarının tesise müdahale etmeye çalışması halinde yeniden saldırı düzenlenebileceği yönünde tehditte bulundu.

ABD yönetimi ise İsrail’in lehine bir diplomatik çözüm için devreye girdi. İsrail’in sahadaki hareketlilik nedeniyle Suriye makamlarının materyale ulaşmaya çalıştığından şüphelendiği, hatta Türkiye’nin de sürece dahil olabileceğinden endişe ettiği aktarıldı. Bunun üzerine Washington, İsrail’den askeri müdahalede bulunmamasını istedi ve UAEA’yı sürece dahil etti. 

Yaklaşık üç hafta önce UAEA ile Suriye hükümeti arasında materyalin tesisten çıkarılmasını öngören bir anlaşma imzalandığı, ancak malzemenin henüz taşınmadığı bildirildi. Operasyonun kısa süre içerisinde başlaması ve yıl sonundan önce tamamlanması bekleniyor.

Şam nükleer dosyayı temizlemeye çalışıyor

Gelişme, Ahmed eş-Şara yönetiminin Esed rejiminden kalan nükleer dosyalar konusunda uluslararası kurumlarla işbirliğini artırdığı bir dönemde yaşandı. UAEA, Haziran ayında Suriye’deki geçmiş nükleer faaliyetlere ilişkin denetimlerin sürdürülmesi ve Deyrizor’daki tesislere erişimin kolaylaştırılması yönündeki işbirliğini memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. 

Suriye’nin nükleer geçmişi yalnızca El-Kibar sahasıyla sınırlı değil. Ülkede Esed rejiminden kalan hassas nükleer ve radyoaktif materyallerin güvenliğinin sağlanması da yeni yönetimin karşı karşıya olduğu dosyalardan biri. Temmuz ayında Humus’ta bulunan radyoaktif madde içeren eski bir konteyner, Suriye Atom Enerjisi Komisyonu tarafından UAEA protokollerine uygun şekilde güvenli biçimde muhafaza altına alınmıştı.

Peki ya İsrail’in nükleer silahları?

Tüm bu gelişmeler, İsrail’in nükleer faaliyetleri konusunda uluslararası denetim mekanizmalarının dışında tutulurken Suriye’nin nükleer geçmişinden kalan materyaller üzerinden Şam’a baskı uygulanması ve askeri müdahale tehdidinde bulunulması nedeniyle ciddi bir çifte standart tartışmasını da beraberinde getiriyor.

İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğu bilinirken, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na taraf olmaması ve nükleer tesislerinin uluslararası denetim dışında tutulması karşısında sessiz kalan Batı, konu Suriye’ye geldiğinde bir anda “nükleer güvenlik” hassasiyeti gösteriyor. 

Suriye’de Esed rejiminden kalan nükleer materyallerin uluslararası denetim altında tasfiye edilmesine karşın aynı hassasiyetin İsrail’in nükleer cephaneliği için gösterilmemesi, meselenin gerçekten nükleer güvenlik mi yoksa bölgedeki güç dengelerini İsrail lehine koruma politikası mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor.

Kaynak: Mira Haber 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir