İran'dan çarpıcı iddia: 3 pilot 6 aydır Katar'ın elinde!
İran Genelkurmay Başkanlığı, 2 Mart 2026’da Katar’daki ABD’nin El-Udeyd Hava Üssü’ne yönelik operasyonda kaybolan üç İranlı pilotun Katar güçleri tarafından sağ ele geçirildiğini öne sürdü. Tahran, pilotların yaklaşık altı aydır akıbetlerinin gizlendiğini belirterek Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden derhal harekete geçmesini istedi.
İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın en dikkat çekici ve şimdiye kadar büyük ölçüde belirsizliğini koruyan olaylarından biriyle ilgili yeni bir iddia ortaya atıldı.
İran Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Kayıp Kişileri Arama Komitesi, Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı Mirjana Spoljaric’e gönderdiği resmi yazıda, 2 Mart 2026’da Katar’daki ABD’nin El-Udeyd Hava Üssü’ne düzenlenen saldırının ardından kaybolan üç İranlı pilotun Katar güçleri tarafından sağ olarak ele geçirildiğini bildirdi.
Tahran yönetimi, pilotların yaklaşık altı aydır Katar’ın elinde tutulduğunu ve bu süre boyunca aileleriyle veya İranlı yetkililerle temas kurmalarına izin verilmediğini ileri sürdü.
İran makamları bu durumun uluslararası insancıl hukuk açısından ciddi soru işaretleri doğurduğunu savunurken, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden pilotlarla doğrudan görüşme yapması, sağlık durumlarını tespit etmesi ve İran’a bilgi vermesi talep edildi.
Olay 2 Mart’ta yaşandı
İran’ın Kızılhaç’a gönderdiği yazıya göre olay, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı saldırılarının başlamasından birkaç gün sonra meydana geldi.
İran’ın resmi anlatımına göre ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik saldırılar başlattı. Tahran yönetimi saldırılara karşılık vermek amacıyla Körfez bölgesindeki ABD askeri tesislerini hedef alan operasyonlar düzenledi.
Bu kapsamda İran İslam Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri’ne ait iki Su-24 savaş uçağı, Katar’daki ABD’nin El-Udeyd Hava Üssü’ne yönelik bir saldırı görevi için havalandı.
İran Genelkurmay Başkanlığı’nın Kızılhaç’a gönderdiği yazıda, uçakların görevlerini yerine getirdikten sonra İran’a dönüş sırasında hava savunma sistemleri tarafından vurulduğu ve mürettebatın fırlatma koltuklarını kullanmak zorunda kaldığı belirtildi.
İran ordusu daha önce de iki Su-24’ün El-Udeyd’e yönelik operasyona katıldığını açıklamıştı. Orduya göre uçaklar çok alçak irtifada uçarak radar sistemlerinden kaçmaya çalışmış ve üsse saldırdıktan sonra dönüş sırasında vurulmuştu.
Dört pilottan biri öldü, üçü için aylardır belirsizlik yaşanıyordu
İran’ın mektubunda iki Su-24’te toplam dört pilot bulunduğu belirtiliyor.
Bunlardan biri olan Tuğgeneral Pilot Mecid Kazımi, İran’ın açıklamasına göre hayatını kaybetti.
Kazımi’nin akıbeti de aylar boyunca kesin olarak açıklanamamıştı. Ancak Temmuz 2026 sonunda İran ordusu, özel incelemeler ve DNA testleri sonucunda bulunan naaşın Kazımi’ye ait olduğunun kesinleştirildiğini duyurdu. Naaşının İran’a getirildiği ve cenaze törenlerinin düzenlendiği bildirildi.
Böylece geriye üç pilot kaldı:
- Cevad Salihi
- Abdülmecid Deştiyan
- Umran Be-ruşiyan
İran’ın Kızılhaç’a gönderdiği son resmi yazıda bu üç kişinin Katar güçleri tarafından sağ olarak ele geçirildiği iddia edildi.
Ancak burada önemli bir belirsizlik bulunuyor.
İran ordusu Ağustos ayının başında yaptığı açıklamada, üç pilotun akıbetinin hâlâ araştırıldığını ve Katar makamlarının kendilerine pilotlar hakkında herhangi bir bilgi vermediğini söylemişti. İran ordusu sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekremînia, Katar’ın üç kayıp pilot konusunda “bilgimiz yok” şeklinde yanıt verdiğini açıklamıştı.
Dolayısıyla pilotların Katar tarafından esir tutulduğu iddiası henüz bağımsız biçimde doğrulanmış değil. Bugün ortaya çıkan gelişme, İran’ın elindeki resmi yazıyla bu iddiayı uluslararası kamuoyunun ve Kızılhaç’ın gündemine taşıması açısından önem taşıyor.
İran: “Altı aydır uluslararası kurallar ihlal ediliyor”
İran Genelkurmay Başkanlığı, Kızılhaç’a gönderdiği yazıda Katar’ın pilotların durumunu açıklamamasını uluslararası insancıl hukuk açısından ağır bir mesele olarak nitelendirdi.
Tahran’ın iddiasına göre pilotların yakalanmasının üzerinden yaklaşık altı ay geçmesine rağmen aileleriyle iletişim kurmalarına, İranlı yetkililerle görüşmelerine, durumları hakkında bilgi verilmesine ve Kızılhaç temsilcileriyle temas kurmalarına izin verilmedi.
İran tarafı, bu durumun 1949 tarihli III. Cenevre Sözleşmesi’nin savaş esirlerine ilişkin hükümleriyle bağdaşmadığını savundu.
Cenevre Sözleşmesi savaş esirleri için ne öngörüyor?
Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne göre III. Cenevre Sözleşmesi, uluslararası silahlı çatışmalarda düşman tarafın eline geçen savaş esirlerinin korunmasına ilişkin temel hukuki çerçeveyi oluşturuyor. Sözleşme, savaş esirlerinin insani muamele görmesini ve gözaltındaki kişilerin temel haklarının korunmasını öngörüyor.
Özellikle 70. madde, esir alınan kişinin mümkün olan en kısa sürede ailesine ve Kızılhaç’ın Merkezi İzleme/Arama mekanizmasına yakalandığını bildirebilmesini öngörüyor. ICRC’nin açıklamasına göre savaş esirlerinin dış dünyayla, özellikle aileleriyle iletişim kurabilmesi savaş hukukunun önemli unsurlarından biri.
78. madde ise savaş esirlerinin tutulma koşullarıyla ilgili taleplerini ve şikâyetlerini yetkililere iletmesine ve koruyucu güçlerin temsilcilerine başvurmasına imkân tanıyor.
Dolayısıyla İran’ın Kızılhaç’a başvurmasının merkezinde şu soru bulunuyor:
Eğer üç pilot gerçekten Katar’ın kontrolündeyse, neden yaklaşık altı aydır Kızılhaç’ın pilotlarla görüşmesine ve akıbetlerinin doğrulanmasına izin verilmedi?
Bu sorunun yanıtı, İran’ın iddiasının doğrulanması açısından kritik önem taşıyor.
“Savaş suçu” iddiası
İran Genelkurmay Başkanlığı, mektubunda pilotların durumunun savaş suçları kapsamında değerlendirilip incelendiğini belirtiyor.
Üç pilotun Katar tarafından esir alındığı ve ardından uluslararası insancıl hukuka aykırı biçimde tutulduğu ise henüz bağımsız olarak ortaya konulmuş değil.
İran Kızılhaç’tan ne istiyor?
İran Genelkurmay Başkanlığı’nın talebi oldukça açık.
Haberin Arka Planı
Tahran, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin Katar’da tutulduğu iddia edilen üç pilotla ivedilikle görüşmesini, pilotların gerçekten Katar’ın kontrolünde olup olmadığını yerinde doğrulamasını, sağlık durumları hakkında İran’a bilgi vermesini, pilotların aileleriyle temas kurabilmelerini sağlamasını, savaş esirlerinin hukuki haklarının korunup korunmadığını incelemesini ve pilotların serbest bırakılması için gerekli insani girişimlerde bulunmasını istiyor.
Bu talebin özellikle önemli tarafı, İran’ın meselenin yalnızca Katar ile ikili diplomatik görüşmeler çerçevesinde kalmasını istememesi ve uluslararası insani bir mekanizmayı devreye sokmaya çalışması.
Kızılhaç’ın rolü neden önemli?
Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), savaş esirlerinin korunması konusunda özel bir role sahip. Kurumun kendi açıklamasına göre III. Cenevre Sözleşmesi, Kızılhaç’a savaş esirlerinin insani durumunun korunmasında önemli bir görev veriyor.
Kızılhaç, savaş esirlerinin kimliklerinin ve akıbetlerinin belirlenmesi, ailelerle iletişim kurulması ve esirlerin durumlarının izlenmesi gibi alanlarda faaliyet gösterebiliyor.
Bu nedenle İran’ın mektubu, yalnızca Katar’a yönelik siyasi bir suçlama değil; aynı zamanda üç kişinin gerçekten hayatta olup olmadığının uluslararası bir kuruluş tarafından doğrulanması talebi niteliğinde.
Üç pilot gerçekten hayatta mı?
Şu anda olayın en büyük bilinmeyeni bu.
İran, Kızılhaç’a gönderdiği resmi yazıda üç pilotun Katar tarafından sağ yakalandığını söylüyor.
Öte yandan daha önce İran ordusu pilotların akıbetinin bilinmediğini açıklamış ve Katar makamlarının da kendilerine pilotlarla ilgili bilgi vermediğini belirtmişti.
Bu nedenle bugün itibarıyla üç farklı ihtimal bulunuyor:
- Birinci ihtimal: İran’ın iddiası doğru ve üç pilot gerçekten Katar’ın elinde.
- İkinci ihtimal: Pilotlar Katar topraklarına veya sularına ulaşmış ancak Katar tarafından esir alınmamış olabilir.
- Üçüncü ihtimal: Pilotlar operasyon sırasında hayatını kaybetmiş olabilir ve henüz naaşlarına ulaşılamamış olabilir.
Bu ihtimaller arasında kesin sonuca ulaşmanın en güvenilir yolu, Kızılhaç’ın pilotlarla doğrudan görüşmesi veya Katar’ın pilotların durumuna ilişkin doğrulanabilir kanıt sunması olacak.
Olayın stratejik boyutu
İddia doğru çıkarsa olay, Mart ayında yaşanan İran-ABD çatışmasının şimdiye kadar kamuoyuna açıklanmayan en dikkat çekici sonuçlarından biri haline gelebilir.
Çünkü söz konusu üç kişi yalnızca kayıp askerler değil; İran’ın ABD’nin Katar’daki en önemli askeri tesislerinden biri olan El-Udeyd Hava Üssü’ne düzenlediği operasyonun mürettebatı.
Temmuz ayında Mecid Kazımi’nin kimliğinin DNA testiyle kesinleştirilmesi, olayın aylar sonra yeniden gündeme gelmesine yol açmıştı. İran ordusu o sırada diğer üç mürettebatın akıbetini araştırmaya devam ettiğini açıklamıştı.
Şimdi ise İran Genelkurmay Başkanlığı’nın Kızılhaç’a gönderdiği mektupla birlikte mesele yeni bir boyut kazanmış durumda. Zira Tahran ilk kez üç pilotun sadece “kayıp” olmadığını, Katar tarafından sağ ele geçirildiklerini ileri sürüyor.
Bu iddianın doğrulanması halinde, Mart ayından bu yana kayıp olarak bilinen üç İranlı askerin aslında Katar’da tutulduğu ortaya çıkacak.
Kaynak:Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
