Seyyid Kutub’un boynuna geçirilen ilmek, onun düşüncelerini de susturmak isteyen Cemal Abdünnasır rejiminin son sözü olacaktı. Fakat tarih başka türlü yazdı.

1906’da Mısır’ın Asyut bölgesindeki Muşa köyünde dünyaya gelen Kutub, hayatının ilk döneminde edebiyatçı ve eğitimci olarak tanındı. Fakat zamanla İslami düşünceye yöneldi ve özellikle Müslüman Kardeşler içerisinde önemli bir entelektüel figür haline geldi.
1952’de Kral Faruk’u deviren Hür Subaylar hareketinin ardından başlangıçta yeni yönetimle yakınlaşan Kutub’un Nasır rejimiyle ilişkisi çok kısa sürede bozuldu.
Tutuklanması
1954’te Abdünnasır’a yönelik suikast girişiminin ardından Müslüman Kardeşler’e yönelik büyük bir operasyon başlatıldı. Kutub da tutuklananlar arasındaydı. Yıllarca hapishanede kalan Kutub, ağır şartlar altında düşüncelerini daha da keskinleştirdi. Hapishane dönemi, onun en önemli eserlerinin ortaya çıktığı yıllar oldu.
Kur’an tefsiri “Fi Zılal’il-Kur’an” (Kur’an’ın Gölgesinde) ve İslam dünyasındaki etkisi çok daha büyük olacak “Yolda İşaretler” bu dönemin ürünleriydi.
Kutub’un yazılarının merkezine zamanla “cahiliye”, “hakimiyet” ve İslam’ın hayatın bütün alanlarını kuşatan bir nizam olduğu fikri yerleşti. 1964’te yayımlanan “Yolda İşaretler”, modern toplumun ve özellikle İslam dünyasındaki mevcut siyasi düzenlerin sert bir eleştirisiydi.
Kutub, İslami bir toplum ile cahili bir toplum arasında temel bir ayrım yapıyor ve insanlığın yeniden vahyin rehberliğine dönmesi gerektiğini vurguluyordu.
İkinci kez tutuklanışı
Kutub 1964’te hapisten çıktı, ancak özgürlüğü uzun sürmedi. 1965’te işgalci Mısır makamları, Müslüman Kardeşler çevresinde rejime karşı “gizli bir yapılanma” tespit ettiklerini öne sürdü. Rejim tarafından “Organizasyon 65” olarak isimlendirilen yapılanmaya yönelik operasyonlarda binlerce kişi gözaltına alındı.
Kutub da bu süreçte yeniden tutuklandı. Darbeciler, onu rejimi devirmeye yönelik bir komploya katılmakla suçladı.
Yargılama sürecinde yalnızca somut örgütlenme iddiaları değil, Kutub’un kitaplarındaki düşünceler de davanın merkezine yerleşti. Özellikle “Yolda İşaretler”, rejim açısından tehlikeli fikirlerin kaynağı olarak gösterildi.
Kutub ise yazdıklarının arkasında durdu. Onun fikirleri, Nasır rejiminin milliyetçi ve seküler devlet anlayışıyla taban tabana zıttı.
29 Ağustos 1966
Takvimler 29 Ağustos 1966’yı gösteriyordu. Seyyid Kutub, Muhammed Yusuf Avvad ve Abdülfettah İsmail ile birlikte asılarak şehit edildi.
Nasır rejimi açısından mesele kapanmıştı. Fakat Kutub’un hikâyesi tam da burada yeniden başladı.
İdamından sonra “Yolda İşaretler”, rejimin isteğinin aksine İslam dünyasında hiç olmadığı kadar geniş biçimde okunmaya başladı. Kutub’un “cahiliye”, “hakimiyet” ve İslami toplum anlayışı, sonraki nesiller üzerinde derin izler bıraktı.
Darbeci Mısır rejimi Kutub’u öldürdü; fakat Kutub’un düşüncelerini öldüremedi.
Bir insanın hayatına son vermek kolaydı. Fakat bir düşüncenin önüne darağacı kurmak o kadar kolay değildi.
Aradan 60 yıl geçti. Seyyid Kutub’un bedeni artık yok. Fakat adı, İslam dünyasının muasır düşünürlerinden biri olarak tarihe kazındı.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
