Doğu Türkistan’ın kalbi Kaşgar’a giden Türk YouTuber Ali Nar’ın tanıklıkları, Çin yönetiminin Uygur Türklerine uyguladığı sistemli asimilasyon ve dini baskı politikalarının boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Uygur toprağında Cuma namazı kılacak tek bir açık cami dahi bulamayan Nar’ın kamerasına yansıyanlar, bir medeniyetin göz göre göre haritadan silinmeye çalışıldığının açık kanıtı olarak değerlendiriliyor.
İpek Yolu’nun göz bebeği, Türk-İslam medeniyetinin kadim beşiği Kaşgar, bugün Pekin yönetiminin dijital ve fiziki hapishanesine dönüşmüş durumda. Bölgeyi ziyaret eden YouTuber’ın yaşadıkları, Kaşgar’ın o görkemli geçmişinden geriye sadece kilit vurulmuş kapılar ve dozerlerle yıkılmış mabetler kaldığını kanıtlıyor. Cuma ibadetini yerine getirmek için şehirde kapı kapı gezen Nar, karşılaştığı her caminin ya mühürlendiğini ya da tamamen yerle bir edildiğini belgeledi.

Çin’in bölgedeki baskıcı politikaları sadece mabetleri yıkmakla sınırlı kalmıyor; insan ruhunu ve kimliğini de hedef alıyor. Ali Nar’ın yerel halkla Türkçe iletişim kurma çabaları, Uygur Türklerinin içine çekildiği derin korku atmosferini açıkça gösterdi. Pekin rejiminin Uygur Türkçesini yasaklaması, konuşanları hapis ve ceza alma tehdidiyle yüz yüze bırakması nedeniyle, bölge sakinleri Türkçe sorulara sadece ürkek işaretlerle yanıt verebildi. Öz dilini konuşmanın dahi toplama kampına gönderilme sebebi sayıldığı bu sistemde, halk kendi evinde dilsizliğe mahkûm edilmiş durumda.
Sokaklardaki manzara ise asimilasyon politikasının ne denli radikal boyutlara ulaştığını kanıtlar niteliğinde bulunuyor. Şehirde tek bir kadının dahi başörtüsü takamadığı görülürken, bu durum bir tercih değil, rejimin doğrudan yasağı ve tutuklama tehdidinin bir sonucu olarak biliniyor. Çin yönetimi; ibadet etmeyi, dini simgeler taşımayı ve hatta sadece “Allah” kelimesini zikretmeyi dahi rejime karşı bir “tehdit” ve “radikalleşme” belirtisi olarak kabul ediyor. Bu asılsız suçlamalarla binlerce insan, sistematik işkencelerin ve beyin yıkama faaliyetlerinin merkez üssü olan toplama kamplarına kapatılıyor.

Bölgedeki facia sadece yetişkinlerle de sınırlı kalmıyor. Ailelerinden koparılan Uygur çocukları, “yeniden eğitim” adı verilen kamplarda kendi kültürlerine, dinlerine ve öz kimliklerine yabancılaştırılarak Çinleştiriliyor. Biyometrik takip sistemleri, yüz tanıma kameraları ve her köşe başında yer alan gözetleme mekanizmalarıyla teknoloji, Doğu Türkistan’da bir halkı ezmenin ve kontrol altında tutmanın en acımasız aracına dönüştürülmüş vaziyette.
Uygurların yurdu Kaşgar’da yaşanan bu tablo, sadece bir seyahat notu değil; 21. yüzyılda dünyanın gözü önünde cereyan eden, bir halkın dilini, dinini ve varlığını yok etmeyi amaçlayan açık bir insanlık dramı olarak öne çıkıyor.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.