Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçların önlenmesine ilişkin uluslararası sorumlulukları yeniden gündemine aldı. Ancak toplantı, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler sisteminin bugüne kadar yaşanan katliamları neden önleyemediği sorusunu da yeniden gündeme taşıdı.
1948 yılında kabul edilen Soykırım Sözleşmesi ile “bir daha asla” sözü uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri haline geldi. Ancak geçen yaklaşık seksen yılda Ruanda’dan Srebrenica’ya, Myanmar’dan Sudan’a, Gazze’den Doğu Türkistan’a kadar milyonlarca insanın yaşamını etkileyen ağır insan hakları ihlalleri yaşandı. Birçok olayda uluslararası toplum tepki göstermekte gecikirken, Birleşmiş Milletler ise çoğu zaman siyasi anlaşmazlıklar ve veto mekanizması nedeniyle etkili adımlar atamadı.
Uzmanlara göre uluslararası hukuk, tüm devletlere eşit şekilde uygulanabilseydi ve büyük güçlerin siyasi çıkarlarının gölgesinde kalmasaydı, birçok katliam önlenebilir ya da en azından çok daha erken durdurulabilirdi. Ancak özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki veto sistemi, uluslararası hukukun uygulanmasını engelleyen en önemli nedenlerden biri olarak gösteriliyor.
Bunun en dikkat çeken örneklerinden biri Çin’in Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik politikaları olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler uzmanları 2018 yılında en az 1 milyon Uygur’un toplama kamplarında tutulduğunu, yaklaşık 2 milyon kişinin ise siyasi yeniden eğitim programlarına gönderildiğini açıkladı. Sonraki yıllarda yayımlanan raporlarda zorla çalıştırma, ailelerin parçalanması, dini ibadetlerin sınırlandırılması, camilerin yıkılması, çocukların ailelerinden alınarak devlet yatılı okullarına yerleştirilmesi ve kadınlara yönelik zorla doğum kontrolü uygulamaları ayrıntılı şekilde belgelendi.
ABD başta olmak üzere bazı ülkeler ile çok sayıda insan hakları kuruluşu bu uygulamaları “soykırım” veya “insanlığa karşı suç” olarak tanımlarken, Çin tüm suçlamaları reddediyor ve uygulamaların terörle mücadele ile mesleki eğitim amacı taşıdığını savunuyor.
Ancak Pekin’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip beş daimi üyesinden biri olması, Çin’e yönelik bağlayıcı uluslararası kararların alınmasını büyük ölçüde zorlaştırıyor. İnsan hakları savunucuları, uluslararası sistemin güçlü devletler söz konusu olduğunda aynı kararlılığı gösteremediğini ve bunun Birleşmiş Milletler’in güvenilirliğini zedelediğini ifade ediyor.
Birleşmiş Milletler’in geçmişte önleyemediği trajediler de bu eleştirileri güçlendiriyor. 1994’te Ruanda’da yaklaşık 800 bin Tutsi ve ılımlı Hutu öldürülürken uluslararası müdahale gecikti. 1995’te BM’nin “güvenli bölge” ilan ettiği Srebrenica’da 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuk katledildi. 2017’den itibaren Myanmar’da yüz binlerce Rohingya yaşadığı topraklardan sürüldü. Sudan’ın Darfur bölgesinde sivillere yönelik ağır saldırılar sürerken, Gazze’de yaşanan can kayıpları ve yıkım da uluslararası toplumun etkisiz kaldığı örnekler arasında gösteriliyor.
BM Genel Kurulu bugün bir kez daha soykırımların önlenmesini tartışıyor. Ancak eleştirmenlere göre yalnızca toplantılar düzenlemek ve ortak bildiriler yayımlamak, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan ağır insan hakları ihlallerini durdurmaya yetmiyor. Uluslararası hukukun siyasi çıkarlardan bağımsız ve tüm devletlere eşit uygulanmadığı sürece, “bir daha asla” sözü de milyonlarca mağdur için karşılık bulmayan bir vaat olarak kalmaya devam edecek.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
