image 2026 02 03 18 41 26

Adana’da kaybolan bebekler ile ilgili yeni detaylar: Epstein ile ilgisi ne?

Jeffrey Epstein dosyalarının dünya kamuoyunda yarattığı sarsıntı henüz dinmemişken, Türkiye’de yıllardır üstü örtüldüğü öne sürülen bazı karanlık başlıklar yeniden tartışmaya açıldı

Türkiye’de özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda hastanelerden kaybolan bebeklere ilişkin iddialar, bu kez çok daha ağır suçlamalarla gündeme geldi. İş insanı Aslan Menderes Yaşar’ın anlattıkları, yalnızca bireysel suçları değil; devlet kurumları, medya, yargı ve uluslararası bağlantıları kapsayan çok katmanlı bir yapıyı işaret ediyor.

Aslan Menderes Yaşar’ın aktardığına göre, 1980 yılından itibaren Adana Doğum Evi’nde dünyaya gelen bazı bebekler, kayıt dışı şekilde hastaneden çıkarıldı. İddiaya göre bu bebekler, gece saatlerinde hastaneye gelen minibüslerle Adana’daki İncirlik Hava Üssü’ne götürüldü ve buradan Amerika Birleşik Devletleri’ne çıkarıldı.

Yaşar, bu anlatımlarını o dönem hastanede görev yapan Hatice isimli bir hemşirenin tanıklıklarına dayandırdığını belirtiyor. Tanıklıklarda yalnızca bebek kaçırma değil, “bebek boğma” vakalarının dahi yaşandığı, doğum yapan ailelerin ise sistematik biçimde susturulduğu öne sürülüyor. İddialara göre bu ağ, yıllarca mutlak bir gizlilik içinde işletildi.

Soruşturma girişimleri ve FETÖ engeli iddiası

Yaşar’ın anlatımlarına göre, bu tabloyu fark ettikten sonra dönemin emniyet ve yargı mensuplarıyla temasa geçti. Ancak iddiasına göre her başvurusunda sert biçimde geri çevrildi. “Sana ne?” şeklindeki tepkilerle karşılaştığını söyleyen Yaşar, daha sonra hedef haline getirildiğini öne sürdü.

İddiaların en ağır kısmı ise burada başlıyor: Yaşar, FETÖ bağlantılı olduğu ileri sürülen savcı ve polisler tarafından asılsız hırsızlık suçlamalarıyla gözaltına alındığını, 21 gün boyunca ağır işkencelere maruz kaldığını iddia ediyor.

Bu süreçte dişlerinin döküldüğünü, ayak tabanlarının parçalandığını ve tüm bu baskının tek amacının, konunun peşini bırakmasını sağlamak olduğunu da dile getiriyor.

Medya susturuldu, manşet toplatıldı

İddiaların yalnızca adli değil, medya ayağı da olduğu öne sürülüyor. Aslan Menderes Yaşar, 1992 yılında Adana Ekspres Gazetesi üzerinden kamuoyuna seslenmeye çalıştığını anlatttı. Gazetenin sahibi Erol Erkin’e ödeme yaparak “Adana Doğum Evi’nde neler oluyor?” başlıklı bir haber yayımlattığını söyleyen Yaşar’a göre, bu manşet yayımlandıktan hemen sonra gazete binası sivil kişilerce basıldı.

İddiaya göre ilgili sayı tüm bayilerden toplatıldı ve kısa süre sonra Erol Erkin, Adana 3. Noterliği’nde gazeteyi satmak zorunda bırakıldı. Bu olay, iddialara göre medya üzerindeki baskının ve konunun sistematik biçimde örtbas edilmesinin en somut örneklerinden biri olarak gösteriliyor.

Yayınlar neden durduruldu?

Olayı manşetlere taşıma çabası ise burada sonlanmadı. 2017 yılında Esra Erol’un sunuculuğunu yaptığı “Esra Erol’da” programının yayınına konuk olan aileler, Adana’da özellikle Meydan Doğumevi’nde dünyaya getirdikleri evlatlarının zorla kaybedildiğini açıkladı. Tahminlere göre 1978-1995 yılları arasında 70.000’den fazla bebeğin bu rezalete kurban gittiği düşünülmekte.

Buna göre bebekler “öldü” deniliyor fakat bebeklerin cenazeleri hiçbir zaman ailelere verilmiyor; ikiz doğumlarda anneler “tek çocuk doğurdunuz” sözleriyle kandırılıyor ve hayatlarının geri kalanını şüphe içinde geçirmek zorunda kalıyorlardı.

Fakat bu yayınlar bir süre sonra bırakıldı. Programda bir daha bu konu işlenmezken, bebeklere ne olduğu ise her zaman bir sır olarak kaldı. Bu süreçte ise birçok komplo teorisi ortaya çıktı.

Bu teorilerden en çarpıcı olanı, bebeklerin Adana’daki ABD’ye bağlı İncirlik Üssü’ne kaçırıldığıydı. Nitekim bebek kaçırma olaylarının yaşandığı bazı tarihler, Epstein olaylarının aktif olduğu dönemlere denk geliyor.

İddiaların merkezindeki isim: Nesrin Çıtırık

Yaşar’ın anlatımlarında kilit rol oynadığı öne sürülen isimlerden biri, eski bir başhekim olan ve bugün HAYTAP Başkanı olarak bilinen Nesrin Çıtırık. 1953 Elazığ doğumlu olan ve şu an 83 yaşında olduğu belirtilen Çıtırık’ın, hemşirelikten Numune Hastanesi başhekimliğine atanmasının “olağan dışı” olduğu iddia ediliyor.

Yaşar, Çıtırık’ın bugün yaklaşık 8 milyar dolarlık bir serveti yönettiğini öne sürerken, bu servetin kaynağına dair ciddi soru işaretleri bulunduğunu savunuyor. Bu iddialar kamuoyunda büyük yankı uyandırmış durumda.

Yanmış arşivler, kayıp kayıtlar

İddiaları daha da çarpıcı hale getiren bir diğer gelişme ise Aralık 2023’te yaşandı. Adana Seyhan’daki eski Numune Hastanesi’nin arşiv bölümünde çıkan yangında, geçmiş yıllara ait çok sayıda belgenin yok olduğu bildirildi. İddiaya göre, özellikle söz konusu bebek vakalarının yaşandığı dönemlere ait kritik kayıtlar bu yangında kül oldu.

Yaşar, yanan arşivlerde bulunan belgelerin büyük bölümünün, Nesrin Çıtırık’ın başhekimliği döneminde aynı merkezde toplandığını ileri sürüyor. Bu durum, delillerin bilinçli şekilde ortadan kaldırıldığı şüphesini daha da güçlendiriyor.

HAYTAP paylaşımları yeni bir tartışma başlattı

Nesrin Çıtırık’ın başkanlığını yürüttüğü Hayvan Hakları Federasyonu’nun (HAYTAP) sosyal medya paylaşımları ise kamuoyunda ayrı bir infiale yol açtı. Sokak hayvanlarına dikkat çekme iddiasıyla yapılan bazı paylaşımlarda, küçük yaştaki çocukların, engelli bireylerin ve yaşlıların fotoğraflarının “sahiplendirme ilanı” formatında sunulması sert tepkilere neden oldu.

image 2026 02 03 18 37 12

“Tüm aşıları yapıldı”, “5 yaşındaki kızımızı sahiplendiriyoruz” gibi ifadelerle paylaşılan görseller, kamuoyunda infiale sebep oldu.

Bakanlık suç duyurusunda bulundu

Tepkilerin büyümesi üzerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı devreye girdi. Bakanlık, söz konusu paylaşımlar hakkında suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı. Yapılan resmi açıklamada, paylaşımların çocukların, engellilerin ve yaşlıların onurunu açıkça hedef aldığı, bireylerin adeta birer nesneye indirgendikleri vurgulandı.

Yanıt bekleyen sorular

Tüm bu iddialar; kayıp bebekler, susturulan tanıklar, baskı altına alınan medya ve yok edilen belgeler zinciriyle birlikte ele alındığında, yalnızca geçmişe değil, bugüne dair de ciddi sorular doğuruyor.

Anlatılanlar, kamuoyunun kapsamlı, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma talebini her geçen gün daha yüksek sesle dile getirmesine neden oluyor.

Kaynak: Mira Haber

Bir Cevap Yazın