Zulmün gölgesinde bir çocukluk… “Babam toplama kampında, annem çalışmak zorunda!”

Doğu Türkistan’da yaşanan insani dram, ailelerinden, evlerinden ve çocukluklarından koparılan Uygur Türkü miniklerin gözyaşlarında yankılanmaya devam ediyor
Dünya toplumunun gözü önünde cereyan eden baskı, sürgün ve toplama kampı politikaları; en çok da savunmasız çocukların hayatında derin ve tamir edilemez yaralar açıyor. Babasının toplama kampına götürülmesinin ardından ailesinin tek geçim kaynağı olan annesi temizlik işlerinde direnmeye çalışan bir Uygur Türkü çocuk ile kardeşi, derme çatma küçük bir arabanın içinde hayata tutunmaya çalışırken görüntülendi.
Sosyal medyada ve vicdan sahibi yüreklerde derin bir sızı bırakan diyalog, Çin rejiminin Müslüman Uygur Türklerine yönelik yürüttüğü politikaların insanı dehşete düşüren boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Bir sokak köşesinde çekilen görüntülerde, soğuk ve bakımsız koşullarda küçük bir araca sığınmış çocuklara yöneltilen sorular, yaşanan trajedinin özeti niteliğindeydi:
“Adın ne? Kaç yaşındasın? Bilmiyor musun?”
“Annen nerede?
“Burada temizlik yapıyor.”
“Bu senin kardeşin mi?”
“Evet.”
“Baban nerede? Baban toplama kampına mı gitti? İçerisi sıcak mı? Sana su alayım, içer misin?”
Çocukların bitkin, tedirgin ve çaresizlik dolu bakışlarla verdikleri cevaplar, çocuk oyunları ve neşeyle geçmesi gereken yılların nasıl bir yaşam mücadelesine dönüştüğünü kanıtlıyor. Babaları toplama kampına alınan yüz binlerce Uygur çocuk gibi, bu minikler de annelerinin karınlarını doyurabilmek için katlandığı zorlu mesailer boyunca sokaklarda, derme çatma araçların içinde yapayalnız kalıyor.
Uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına da sıkça yansıyan bu tablo, Doğu Türkistan’da parçalanan ailelerin yalnızca birer istatistikten ibaret olmadığını, her birinin arkasında çocukların gözyaşıyla yazılmış gerçek hikayeler olduğunu gösteriyor.
Anne ya da babası kamplara götürülen yüz binlerce çocuk, ebeveyn sevgisinden ve korumasından mahrum büyüyor. Temel haklarından mahrum bırakılan aileler, sığınacak bir ev dahi bulmakta zorlanarak derme çatma imkanlarla ayakta kalmaya çalışıyor.
Oyun oynamaları ve eğitim almaları gereken yaşta, hayatta kalma mücadelesi veren Uygur çocukları; soğuk, açlık ve yalnızlığa mahkum ediliyor. Yaşadıkları acı, gözyaşı ve zulümle baş başa bırakılan Uygur Türkü çocukların bu sessiz çığlığı, uluslararası toplumun ise dikkatini biraz olsun çekmiyor.
Kaynak: Mira Haber




Yorum yaz