İç savaşın ardından bölgesel ve uluslararası meşruiyet arayışına giren Şam yönetimi, Batı’ya “seküler ve hoşgörülü” görünme çabalarının son halkası olarak “Dinlerarası Diyalog” panellerine sarıldı. Suriye Evkaf Bakanı Muhammed Ebu El-Hayr Şükri, Vatikan’ın Suriye’deki Papalık Temsilcisi Başpiskopos Luigi Roberto Cona ile başkent Şam’da bir araya gelerek, dinler arası diyaloğun güçlendirilmesi ve birlikte yaşam kültürünün pekiştirilmesi gibi konuları müzakere etti.
Resmi haber ajansı SANA, Şam’da düzenlenen dinlerarası diyalog ve ortak yaşam konulu toplantıları “bölgesel başarı” olarak servis etti. Ancak Türkiye’nin FETÖ eliyle yürütülen küresel bir operasyonla acı şekilde tecrübe ettiği bu “diyalog” konsepti, İslam’ın gayrimüslimlerle olan meşru şer’i usullerini sulandırmak amacıyla Batı merkezli üretilen bir projenin Suriye sahasına sürülmesi olarak okunuyor.
Batı’nın Kurduğu Tezgah
İslam hukuku, asırlardır gayrimüslimlerle olan ilişkileri, bir arada yaşama kurallarını ve hukuki sınırları net şer’i usullerle belirlemiştir. Bu usuller Müslümanların kimliğini korurken, gayrimüslimlerin de can, mal ve inanç emniyetini hukuk çerçevesinde garanti altına alır.
Buna karşın, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı merkezli fonlar ve kilise konseyleri tarafından kurgulanan “Dinlerarası Diyalog” kavramı, hak ile batılı eşitleyen, inançsal çizgileri flulaştıran ve Müslümanların asimilasyonunu hedefleyen siyasi bir araç olarak göze batıyor. Projenin temel hedefi; İslam’ın kendine has duruşunu ve diğer inançlarla olan net fıkhı sınırlarını ortadan kaldırarak, küresel sistemle uyumlu, “zararsız ve pasifize edilmiş” bir din algısı inşa etmek.
Hafızalardaki Taze Ders: Türkiye ve FETÖ Deneyimi
Suriye yönetiminin bugün bir diplomasi kartı olarak açtığı bu tehlikeli yol, yakın tarihte Türkiye’de çok büyük bir toplumsal ve siyasi krize yol açmıştı. Türkiye’de 90’lı yıllardan itibaren FETÖ eliyle yürütülen, Vatikan destekli “Dinlerarası Diyalog” faaliyetleri, dinin içini boşaltma ve devleti ele geçirme operasyonunun maskesi olarak kullanılmıştı.
“Abant Platformları” ve dinlerarası iftarlarla meşrulaştırılmaya çalışılan bu safsata, Türk toplumunun inanç dokusunda derin yaralar açmış ve nihayetinde 15 Temmuz darbe girişimiyle patlak veren bir ulusal güvenlik tehdidine dönüşmüştü. Türkiye, ağır bedeller ödeyerek bu küresel projenin bir “hoşgörü” hareketi değil, istihbari bir operasyon aparat olduğunu dünyaya ilan etti.
Şimdi Sıra Suriye’de mi?
Türkiye’de deşifre olan ve çöken bu projenin, bugün ağır bir yıkımdan çıkan ve dış dünyayla köprü kurmaya çalışan Suriye’de vizyona sokulması tesadüf değil. Şam yönetiminin, Batı’nın dayattığı bu ideolojik kavramları sorgulamadan kabul etmesi, ülkenin gelecekteki inanç yapısı ve toplumsal bütünlüğü üzerinde yeni bir dinamit etkisi yaratma riski taşıyor.
Bilinci açık her Müslümanın fark ettiği bir gerçek var: İslam’ın gayrimüslimlerle olan adil ve net ilişkilerini bir kenara bırakıp Batı’nın tezgahlarından medet ummak, Suriye’yi sadece inançsal bir erozyona uğratmakla kalmayacak; Türkiye örneğinde olduğu gibi ülkeyi ‘hoşgörü’ maskesi altında devlet mekanizmasını ele geçirebilecek sinsi bir istihbarat ağına ve yeni bir ulusal güvenlik felaketine teslim edecektir.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
