Miladi olarak 1404, Hicri olarak 1448 yıl önce, İslam tarihinin dönüm noktası olan Medine hicreti gerçekleşti
Hicret, sadece Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ilk Müslümanların Mekke’den Medine’ye göç etmesi değildi; İslam’ın davet döneminden devlet dönemine geçişini temsil eden en önemli tarihî hadiseydi. Müslümanların Mekke’de yaklaşık on üç yıl boyunca maruz kaldıkları baskı, işkence ve boykotun ardından gerçekleşen hicret, İslam medeniyetinin temellerinin atıldığı yeni bir dönemin başlangıcı olmuştu.
Hz. Ömer’in halifeliği döneminde oluşturulan Hicrî takvimin başlangıcı da bu olay kabul edilmiş, böylece hicret İslam tarihinin miladı hâline gelmiştir.
İşte Medine’ye hicret ve bu hicretin yolunu açan bütün olaylar…
Mekke’de artan baskılar
Peygamber Efendimiz kırk yaşında vahiy almaya başladıktan sonra insanları gece gündüz tevhide davet etti. İlk yıllarda davet gizli yürütülse de daha sonra açık davet emri geldi. Bunun üzerine Kureyş’in ileri gelenleri İslam’ın yayılışını durdurabilmek için çeşitli yöntemlere başvurdular.
Müslümanlar ağır işkencelere uğradı. Sahabeler kızgın taşların altına yatırıldı, ağır işkenceler gördü, ve aynı süreçte İslam, ilk şehitlerini verdi. Müslümanlara ekonomik ve sosyal boykot uygulandı. Yaklaşık üç yıl süren Ebu Talib sokağı kuşatması sırasında tahmin edilemeyecek derecede açlık ve yokluk yaşandı.
Akabe ve Medine dönemi
Bu sırada Yesrib’den (Medine) gelen bazı kimseler hac mevsiminde Peygamber Efendimiz ile görüştüler ve İslam’ı kabul ettiler.
Nübüvvetin on ikinci yılında Hazrec ve Evs kabilelerinden on iki kişi Akabe’de Resûlullah’a biat etti. Bu biatta şirkten uzak durmak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek ve Allah’a isyan etmemek üzerine söz verdiler.
Bunun ardından Resûlullah, Mus’ab b. Umeyr’i Medine’ye Kur’an öğretmek ve insanları İslam’a davet etmek üzere gönderdi. Mus’ab’ın gayretleriyle Medine’de İslam hızla yayıldı. Sa’d b. Muâz ve Üseyd b. Hudayr gibi kabile liderlerinin Müslüman olması büyük bir dönüm noktası oldu.
Bir yıl sonra hac mevsiminde yetmiş üç erkek ve iki kadın gizlice Akabe’de Resûlullah ile buluştu. Bu defa yalnızca iman etmekle kalmadılar; Peygamber’i ve Müslümanları kendi ailelerini korudukları gibi koruyacaklarına dair söz verdiler.
Bu biat, İslam tarihinde ilk siyasî ve askerî destek anlaşması olarak kabul edilir. Böylece hicret için güvenli bir zemin oluştu.
Müslümanların Medine’ye göçü
İkinci Akabe Biatı’nın ardından Resûlullah Müslümanlara Medine’ye hicret etmeleri için izin verdi. Müslümanlar gruplar hâlinde gizlice Mekke’den ayrılmaya başladılar. Mallarını, evlerini ve ticaretlerini geride bırakarak yalnızca dinlerini yaşayabilmek için Medine’ye göç ettiler.
Kureyş müşrikleri bu göçü engellemeye çalıştı. Bazı Müslümanların mallarına el konuldu, kimileri ailelerinden zorla ayrıldı.
Buna rağmen kısa süre içinde Mekke’de Resûlullah (s.a.v), Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali ve hicret edemeyen birkaç kişi dışında Müslüman kalmadı.
Dârü’n-Nedve toplantısı ve suikast girişimi
Müslümanların Medine’de güç kazanacağını gören Kureyş ileri gelenleri Dârü’n-Nedve’de toplandı. Bu mecliste Peygamber’in hapsedilmesi, sürgün edilmesi, ve öldürülmesi hakkında bir çok fikir ortaya atıldı.
Ebû Cehil’in teklifi kabul edildi. Buna göre her kabileden bir genç seçilecek ve hepsi aynı anda saldırarak Resûlullah’ı öldürecekti. Böylece kan davası bütün kabilelere dağılacak, Hâşimoğulları da tek bir kabileyle savaşamayacaktı.
Kur’an-ı Kerim bu olaya şöyle işaret eder:
“İnkâr edenler seni bağlamak, öldürmek veya yurdundan çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da tuzaklarını boşa çıkarıyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Enfâl, 8/30)
Suikast gecesi Resûlullah, Allah’ın emriyle hicret etmek üzere evinden ayrıldı. Hz. Ali’ye kendi yatağına yatmasını ve emanet olarak bırakılan malları sahiplerine teslim etmesini emretti.
Resûlullah ile Hz. Ebû Bekir doğruca Medine yoluna çıkmadılar. Takip edilmemek için Mekke’nin güneyindeki Sevr Dağı’na giderek mağarada üç gün kaldılar.
Medine Yolculuğu
Üç gün sonra Abdullah b. Ureykıt isimli güvenilir bir kılavuz tutuldu. Kendisi henüz Müslüman olmamasına rağmen güvenilirliği sebebiyle tercih edildi. Kafile sahil yolunu takip ederek Medine’ye doğru ilerledi.
Yolculuk sırasında meydana gelen önemli olaylardan biri Sürâka b. Mâlik hadisesidir. Kureyş’in koyduğu ödülü almak isteyen Sürâka kafileyi yakalamaya çalıştı. Ancak atı birkaç kez kuma saplandı. Bunun üzerine Resûlullah’ın korunmuş olduğunu anlayarak geri döndü.
Resûlullah Rebîülevvel ayının 12’sinde Kuba’ya ulaştı.
Burada birkaç gün kaldı ve İslam tarihinin ilk mescidi olan Kuba Mescidi inşa edildi.
Medine’ye giriş
Cuma günü Ranûna Vadisi’nde ilk cuma namazını kıldıran Resûlullah daha sonra Medine’ye girdi. Medineliler günlerdir yolları gözlüyor, her sabah şehrin dışına çıkarak onu bekliyorlardı. Resûlullah şehre girdiğinde herkes onu kendi evinde misafir etmek istedi.
Hicretten sonra Resûlullah Mekke’den gelen Muhacirlerle Medineli Ensarı kardeş ilan etti. Bu kardeşlik sadece manevî değil, ekonomik yardımlaşmayı da kapsıyordu.
Ensar, evlerini ve mallarını Muhacirlerle paylaşarak tarihte benzeri az görülen bir fedakârlık örneği sergiledi.
Hicret, İslam tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Hicretin vesilesiyle Müslümanlar ilk defa bağımsız bir toplum hâline geldi, Mescid-i Nebevî inşa edildi, İslam devleti kuruldu ve Muhacir-Ensar kardeşliği tesis edildi.
İslam artık yalnızca bireysel bir davet değil; hukuk, siyaset, eğitim ve toplumsal hayatı kapsayan bir nizam olarak uygulanmaya başladı. Bu sebeple hicret, yalnızca bir göç değil; İslam ümmetinin kuruluşunu simgeleyen tarihî bir dönüm noktası oldu.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
