Danimarka’da hükümet, ülke genelinde ezanın kamusal alanda okunmasını yasaklamaya veya sınırlamaya yönelik hukuki çalışmayı yeniden başlatıyor. Göç ve Entegrasyon Bakanı Morten Bødskov’un açıklamaları ise tartışmayı yalnızca “ses seviyesi” meselesi olmaktan çıkarıp doğrudan din özgürlüğü, ayrımcılık ve Müslümanların kamusal alandaki varlığı meselesine dönüştürdü.
Bødskov, ezanın Danimarka çatılarının üzerinden duyulmaması gerektiğini savunarak, “Danimarka’da yürürken kendimizi İslamabad’ın bir banliyösünde sanmamalıyız” ifadelerini kullandı. Bakanın bu sözleri, ülkedeki Müslüman azınlığı bir güvenlik veya gürültü sorunu gibi göstermesi nedeniyle sert eleştirilere yol açtı.
Danimarka’da daha önce de benzer girişimler gündeme gelmişti. 2020 yılında başlatılan çalışma tamamlanmadan rafa kalkmış, 2025’te yeniden açılmış, şimdi ise yeni bakan Bødskov tarafından tekrar gündeme alınmış durumda. Böylece aynı yasak arayışı, üçüncü kez Sosyal Demokrat bir bakan tarafından masaya taşınmış oldu.
Ancak dikkat çeken nokta şu: Hükümetin “büyük bir sorun” gibi sunduğu ezan meselesinin sahadaki karşılığı oldukça sınırlı. Ülkedeki 98 belediyeye gönderilen yazıya 78 belediye cevap verdi; yalnızca Kopenhag, Brøndby ve Odense belediyeleri ezan veya yüksek sesli dua konusunda şikâyet aldığını bildirdi. Geriye kalan belediyelerde ise yaygın bir şikâyet tablosu ortaya çıkmadı.
Bu tablo, yasağın fiilî bir ihtiyaçtan çok politik ve ideolojik bir mesaj taşıdığı yorumlarını güçlendiriyor. Çünkü mesele gerçekten “gürültü” olsaydı, bunun çözümü tüm inanç gruplarına eşit uygulanacak yerel ses ve desibel kuralları olurdu. Fakat tartışmanın dili, özellikle İslam’ı ve Müslümanların kamusal görünürlüğünü hedef alıyor.
Danimarka’da kilise çanlarının her gün sabah ve akşam çalması, pazar ayinleri öncesinde defalarca duyurulması normal kabul edilirken, ezanın doğrudan “İslamlaşma” söylemiyle hedef alınması çifte standart tartışmasını da beraberinde getiriyor. Bu nedenle teklif, yalnızca teknik bir düzenleme değil; dini semboller arasında ayrım yapan, Müslümanların ibadet hakkını kamusal alandan dışlamaya çalışan bir adım olarak değerlendiriliyor.
İnsan hakları açısından da mesele oldukça hassas. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, din ve vicdan özgürlüğünü korurken, bir kişinin inancını yalnızca özel alanda değil, kamusal alanda da açıklayabilmesini güvence altına alıyor. Devletler kamu düzeni veya başkalarının hakları gerekçesiyle bazı sınırlamalar getirebilir; ancak bu sınırlamaların kanuni, zorunlu ve ölçülü olması gerekir. Sırf bir dinin kamusal görünürlüğünden rahatsızlık duyulduğu için genel yasak getirilmesi, din özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı bakımından ciddi soru işaretleri doğurur.
Danimarka’nın son yıllarda Müslüman azınlığı ilgilendiren tartışmalı adımları da bu endişeleri artırıyor. Ülkede 2018’de kamusal alanda yüzü örten kıyafetlere yönelik yasak kabul edilmiş, bu düzenleme insan hakları kuruluşları tarafından özellikle Müslüman kadınları hedef aldığı gerekçesiyle eleştirilmişti. 2023’te ise Kur’an yakma eylemlerinin ardından kutsal metinlere yönelik saldırıları yasaklayan yeni düzenleme yapılmıştı. Şimdi ezanın yasaklanmasının yeniden gündeme gelmesi, Danimarka’da din özgürlüğünün güvenlik, entegrasyon ve kimlik siyaseti arasında giderek daha dar bir alana sıkıştırıldığı yorumlarına neden oluyor.
Bakan Bødskov’un “İslamabad” benzetmesi ise tartışmanın en sert yönünü oluşturuyor. Çünkü bu ifade, Danimarka’daki Müslümanların varlığını ülkenin kimliğine aykırı bir unsur gibi göstermekte ve ezanı yalnızca bir ibadet çağrısı değil, yabancılaşma sembolü olarak kodlamaktadır.
Bu nedenle tartışma yalnızca ezan yasağı meselesi değil; Avrupa’da Müslüman azınlıkların ne kadar görünür olabileceği, din özgürlüğünün yalnızca çoğunluk dini için mi geçerli sayılacağı ve “entegrasyon” söyleminin ne zaman hak ihlaline dönüştüğü sorularını yeniden gündeme taşıyor.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
