maxresdefault

Hilafetin kaldırılması ve İslam dünyasının yüzyıllık kırılma süreci

3 Mart 1924, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinde değil, İslam dünyasının kolektif hafızasında da derin izler bırakan bir dönüm noktasıdır. Bu tarihte alınan kararla yaklaşık on dört asırlık hilafet müessesesi resmen sona erdirilmiş, ümmetin merkezi siyasi otoritesi tarihe karışmıştır.

Bu gelişme, yalnızca Ankara’daki Meclis salonunda alınmış bir karar olarak kalmamış; Kahire’den Delhi’ye, Şam’dan Kudüs’e kadar geniş bir coğrafyada yankı bulmuştur. Hilafetin kaldırılması, İslam dünyasında siyasi birlik fikrinin zayıflaması bakımından tarihsel bir kırılma olarak değerlendirilmektedir.

Merkezi Otoritenin Sona Ermesi

Hilafet kurumu, her dönemde güçlü ve etkin bir siyasi birlik sağlamamış olsa da, İslam dünyasında sembolik ve psikolojik bir merkez işlevi görüyordu. Özellikle sömürge döneminde birçok Müslüman toplum için ortak bir aidiyet ve üst kimlik anlamı taşıyordu.

halife

Hilafetin kaldırılmasıyla birlikte bu merkezi çatı ortadan kalktı. İslam coğrafyası kısa sürede ulus-devlet sınırları içerisinde yeniden şekillendi. Ortak siyasal irade yerini parçalı yönetim yapılarına bıraktı.

Sömürge Düzeninin Kalıcılaşması

haliff

20.yüzyılın ilk yarısında İslam dünyasının önemli bir bölümü doğrudan ya da dolaylı olarak sömürge yönetimleri altındaydı. Hilafetin yokluğu, bu coğrafyalarda ortak bir diplomatik ve askeri refleksin oluşmasını zorlaştırdı.

Filistin meselesinde bütüncül bir siyasi tutum geliştirilemedi. Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki manda yönetimleri uzun yıllar varlığını sürdürdü. Hindistan alt kıtasındaki Müslümanlar ise parçalı yapılar içinde siyasi mücadele vermek zorunda kaldı.

Merkezi bir otoritenin bulunmaması, direniş hareketlerini yerel ve sınırlı bir çerçevede bırakırken, uluslararası düzeyde etkili bir temsil gücü oluşturulamadı.

Hilafet sonrası dönemde İslam coğrafyasında yaşanan askeri darbeler, sınır ihtilafları ve iç savaşlar, parçalı yapının derinleştiğini gösterdi. Irak-İran Savaşı, Körfez krizleri ve Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan çatışmalar, ortak bir kriz yönetim mekanizmasının bulunmadığını ortaya koydu.

Ortak savunma bilinci yerini bölgesel rekabetlere bırakırken, Müslüman ülkeler arasında kalıcı bir siyasi birlik tesis edilemedi.

Kudüs ve Ortak İrade Sorunu

Kudüs meselesi, hilafet sonrası dönemin en sembolik başlıklarından biri olarak öne çıktı. 1948’den itibaren yaşanan gelişmeler, İslam dünyasında ortak ve caydırıcı bir siyasi iradenin oluşturulamadığını gösterdi.

Gazze’deki krizler, Bosna’da yaşanan katliamlar ve Arakan’daki trajediler, ümmet bilincinin duygusal düzeyde güçlü; ancak siyasi ve kurumsal düzeyde zayıf kaldığı yönündeki eleştirileri artırdı.

Hilafetin kaldırılmasıyla birlikte İslam dünyasında “küresel ölçekte ortak temsil” sorunu gündeme geldi. Bugün elliden fazla Müslüman ülke bulunmasına rağmen, bağlayıcı ve yaptırım gücü olan bir üst siyasi yapı ortaya çıkmış değildir.

Uluslararası platformlarda Müslüman ülkeler çoğu zaman bireysel devlet çıkarları doğrultusunda hareket etmekte; ortak bir stratejik merkez oluşturulamamaktadır.

Tarihsel Bir Kararın Uzun Gölgesi

3 Mart 1924 kararı, bazı çevrelerce modernleşme sürecinin bir parçası olarak değerlendirilse de; İslam dünyası açısından bu tarih, merkezi siyasi birliğin sona erdiği gün olarak görülmektedir.

Son yüzyılda yaşanan işgaller, iç savaşlar, diplomatik dağınıklık ve liderlik tartışmaları, hilafet sonrası dönemin sonuçları bağlamında ele alınmaktadır.

Aradan geçen 100 yılı aşkın sürenin ardından hâlâ şu soru gündemdedir:

Merkezi bir siyasi irade olmadan, dağınık bir coğrafya ortak bir gelecek inşa edebilir mi?

Kaynak: Mira Haber 

Bir Cevap Yazın