gaza rafah 6529372

Çocuk soykırımının arka planı: “Amaçları gelecek nesilleri engellemek!”

lerici Enternasyonal tarafından desteklenen 188 sayfalık yeni rapor, İsrail’i Filistin halkına karşı sistematik bir “üreme soykırımı” yürütmekle suçladı

“Yırtıcı Bir Devlet: İsrail’in Filistinlilere Karşı Sistematik Cinsel ve Cinsiyete Dayalı Şiddeti” başlıklı raporda, özellikle 7 Ekim 2023’ten sonra Gazze’de yürütülen saldırılarla Filistinlilerin yaşamını ve gelecek nesillerini hedef alan politikaların hız kazandığı vurgulandı.

Raporda, doğum hastaneleri, tüp bebek merkezleri ve anne-çocuk sağlığına yönelik sağlık altyapısının sistematik şekilde yok edildiği, temiz su, gıda, ilaç ve hijyen malzemelerine getirilen kısıtlamaların kadınların hamilelik ve doğum süreçlerini hayati derecede tehlikeye attığı ifade edildi.

Hastanelerin bombalanması nedeniyle birçok kadının evlerde, sığınaklarda veya yıkıntılar arasında, çoğu zaman anestezi ve temel tıbbi ekipman olmadan doğum yapmak zorunda kaldığı aktarıldı.

Erken doğum ve düşükler arttı

Rapora göre Gazze’de soykırımın başladığı dönemde yaklaşık 50 bin hamile kadın bulunuyordu ve her ay yaklaşık 5 bin 500 bebek dünyaya geliyordu. Ancak sağlık sisteminin çökmesi, yetersiz beslenme ve ilaç eksikliği nedeniyle düşük vakaları yüzde 300’den fazla arttı. Erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve doğum sırasında ölüm riski de ciddi şekilde yükseldi.

Geçtiğimiz hafta yayımlanan bir başka raporda ise Birleşmiş Milletler’in Filistin ve İsrail’i soruşturan bağımsız komisyonu, İsrail güçlerinin Filistinli çocukları kasıtlı olarak hedef aldığını ve bunun Gazze’ye yönelik saldırının temel unsurlarından biri olduğunu açıklamıştı.

Rapora göre Ekim 2023’ten bu yana 21 binden fazla Filistinli çocuk hayatını kaybetti, yaklaşık 5 bin 160 çocuğun ise hâlâ enkaz altında olduğu tahmin ediliyor. Ekim 2024 itibarıyla en az 15 bin çocuk annesini kaybetti.

Elektrikler kesildi, prematüre bebekler hayatlarını kaybetti

BM raporunda yer alan dikkat çekici örneklerden birinde, İsrail’in elektriği kesmesi nedeniyle Nasr Çocuk Hastanesi’nde yaşam destek cihazlarına bağlı dört prematüre bebeğin yaşamını yitirdiği, bebeklerin cansız bedenlerinin günler sonra hâlâ cihazlara bağlı şekilde bulunduğu kaydedildi.

Aktivistler, İsrail’in yalnızca sivilleri değil, Filistin toplumunun yeniden üretimini sağlayan sağlık altyapısını da hedef aldığını savunarak, beyaz fosfor ve diğer toksik mühimmatların kullanımının gelecek nesillerin doğurganlığı üzerinde uzun vadeli etkiler bırakabileceğini belirtti.

Raporda ayrıca, tüp bebek tedavisinin ardından ikiz çocuk sahibi olan Rania Ebu Anza’nın, eşi ve iki bebeğini Mart 2024’te düzenlenen İsrail hava saldırısında kaybettiği; ikizlerini doğurduktan yalnızca iki gün sonra “güvenli insani bölge” olarak ilan edilen alanda sığınırken öldürülen Cumana Arafa’nın ise bebekleri ve annesiyle birlikte hayatını kaybettiği de yer aldı. Hazırlayanlar, bu örneklerin yaşananların yalnızca “buzdağının görünen kısmı” olduğunu vurguladı.

Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese de rapora ilişkin değerlendirmesinde, Filistinlilere yönelik suçların münferit ihlallerden ibaret olmadığını, bedenleri, aileleri, yaşamı ve hatta ölüleri dahi kontrol altına almayı amaçlayan sistematik bir tahakküm mekanizmasının parçası olduğunu ifade etti.

Kaynak: Mira Haber

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir