Zalim Çin’in Doğu Türkistan’da yıllardır sürdürdüğü baskı politikalarına ilişkin yeni bir tanıklık, bölgede yaşanan insan hakları ihlallerinin boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Almanya’ya sığınan eski Çin polisi Zhang Yabo’nun açıklamaları, Uygurların yalnızca etnik kimlikleri ve dini inançları nedeniyle sistematik şekilde hedef alındığını ortaya koyuyor.
Uygur gazeteci Habibullah İzci’ye konuşan Zhang, Doğu Türkistan’da görev yaptığı dönemde Uygurların daha en baştan “potansiyel suçlu” olarak sınıflandırıldığını belirterek, yurt dışında akrabası bulunmanın, dindar bir yaşam sürmenin ya da sadece belirli sosyal çevrelere sahip olmanın bile gözaltı gerekçesi sayıldığını ifade etti. Bu anlatımlar, Çin yönetiminin güvenlik söylemi altında bütün bir halkı suçlu muamelesine tabi tuttuğuna yönelik eleştirileri güçlendirdi.

Eski polisin aktardıklarına göre Çin, milyonlarca insanı dijital gözetim ağıyla adım adım takip ediyor. Bir aracın deposunu doldurmak, Kur’an bulundurmak, namaz kılmak, sakal bırakmak veya zorunlu çalıştırmayı reddetmek gibi en temel yaşam tercihleri dahi “aşırılık” veya “şüpheli davranış” olarak değerlendirilerek insanların özgürlüğünden mahrum bırakılmasına gerekçe yapılıyor.
Zhang’ın en çarpıcı anlattıklarından biri ise polis birimlerine düzenli gözaltı kotaları verilmesi oldu. Kotalar doldurulamadığında yaşlılar, dindar kişiler ve evinde Kur’an bulunan aileler hedef seçiliyor; hiçbir somut suç isnadı olmaksızın insanlar toplama kamplarına gönderiliyordu. Eğitimli ve toplumda saygınlığı bulunan kişilerin ise ileride “tehlike oluşturabilecekleri” varsayımıyla önceden gözaltına alındığı belirtildi.

Gece baskınlarının da bilinçli bir psikolojik savaş yöntemi olarak kullanıldığını söyleyen Zhang, insanların en savunmasız anlarında evlerinden alındığını, bunun hem toplumu sindirmek hem de olası tepkileri engellemek amacı taşıdığını ifade etti.
Polis okulunda kendilerine Uygurların “devlet düşmanı” olarak gösterildiğini anlatan Zhang, Doğu Türkistan’a gittiğinde ise karşısında sadece inancını, dilini ve kültürünü korumaya çalışan sıradan insanlar gördüğünü söyledi. Bu itiraflar, yıllardır “terörle mücadele” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılan politikaların gerçekte bir halkın kimliğini, inancını ve kültürünü hedef alan sistematik bir asimilasyon mekanizması olduğu yönündeki değerlendirmeleri daha da güçlendirdi.

Zhang’ın ifadeleri, uluslararası insan hakları kuruluşlarının yıllardır dile getirdiği verilerle büyük ölçüde örtüşüyor. Doğu Türkistan’da milyonlarca Uygur Türkünün yoğun dijital gözetim, keyfi gözaltılar, toplama kampları, zorla çalıştırma ve dini baskılarla karşı karşıya bırakıldığına yönelik tanıklıklar her geçen gün artarken, Pekin yönetiminin bu politikalara son vermesi yönündeki çağrılar da giderek yükseliyor. Çin’in güvenlik politikası adı altında yürüttüğü uygulamaların, bir halkın temel hak ve özgürlüklerini hedef alan organize bir baskı düzenine dönüştüğü yönündeki eleştiriler ise uluslararası kamuoyunda yankı bulmaya devam ediyor.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
