Çin’in vitrin turlarına Diyanet Akademisi de katıldı! “Her şey güllük gülistanlık” propagandası

Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Akademisi Başkanı, Çin rejiminin propaganda diliyle konuştu

Diyanet Akademisi Başkanı Doç. Dr. Enver Osman Kaan, Mayıs 2026’da işgalci Çin’in davetiyle Doğu Türkistan’a gitti. Ziyaret sonrası Çin devlet medyasına verdiği röportajda “Burayla ilgili bilgilerim önyargılıydı. Burada modern, gelişmiş bir hayat var. Farklı dinlere mensup insanlar uyum içinde yaşıyor. Barışçıl ve güvenli ortamı bozmaya yönelik eylemler kabul edilemez” dedi.

Türkiye’den gelen yoğun tepkiler üzerine ise “Devlet ve Diyanet’i temsil ettiğim için diplomatik üslup kullandım. Doğu Türkistan ata yurdumuzdur, kırmızı çizgimizdir” açıklaması yaptı.

Diyanet gibi bir devlet kurumuna bağlı üst düzey bir ismin Çin davetini kabul ederek Çin’in yararına medyaya açıklamalar yapması, halk nezdinde infiale sebep oldu. Uygur zulmünün hiç olmadığı kadar yoğunlaştığı bu günlerde ise Çin’in propaganda diliyle konuşan tek kişi Kaan olmadı.

İsmail Saymaz’dan da benzer açıklama

Temmuz 2026’da gazeteci İsmail Saymaz, Türkiye-Çin Dostluk Vakfı’nın organizasyonuyla bir grup gazeteciyle birlikte bölgeye gitti. Dönüşünde “Camiler açık, ibadete engel yok. Okullarda Uygurca öğretiliyor. Sokaklarda dilenci, evsiz yok. Ekonomik sıçrama kaydedilmiş, 44 havalimanı, 254 akıllı fabrika var” ifadelerini kullandı. “Güvenlikçi politikalar uygulandığını söyleyebiliriz” cümlesiyle de Çin’in gerekçelerini aktardı.

Bu açıklamalar, Doğu Türkistan diasporası, insan hakları savunucuları ve kamuoyunda büyük tepki yarattı. Eleştirmenler, her iki ismin de Çin’in yıllardır düzenlediği kontrollü “vitrin turlarına” katıldığını, yalnızca kendilerine gösterilen yerleri anlattığını savundu.

Bununla birlikte hem soydaş hem dindaşlarımız olan Uygurların zulmü yerine yalnızca “ekonomik gelişme” ve “fabrikalar” gündemde oldu.

“Camiler ibadete açık” propagandasının gerçek yüzü

Uluslararası raporlar ve uydu analizleri, lanse edilenden farklı bir tablo çiziyor: Bölgedeki camilerin büyük kısmı yıkılmış veya hasar görmüş durumda; kalanlar ağır güvenlik ve kamera kontrolü altında. Ezan dışarıdan okunmuyor, başörtülü kadınlar sokakta nadiren görülüyor, gençler camiye alınmıyor, Kur’an eğitimi kısıtlanıyor. Uygurca resmi kurumlarda ve eğitimde fiilen bastırılıyor, çocuklar Çince ile büyütülüyor.

Toplama kampları, zorla çalıştırma, ailelerin parçalanması, asimilasyon politikaları ve zorla evlilik uygulamaları BM, ASPI ve çok sayıda bağımsız kuruluşun belgelerinde yer alıyor. Hatta ürünlerini ucuz olması sebebiyle Çin’de ürettiren birçok markanın, Uygur’ların köleleştirilmesine katkı sağladığı da bilinmekte.

On yıllardır süren zulüm ortadayken ‘modern ve barışçıl’ demek, Çin’in propaganda makinesine alet olmaktır. Diaspora temsilcileri ve aktivistler, bu tür ziyaretlerin Pekin’in “Sincan’ın hikâyesini anlatma” stratejisinin parçası olduğunu, gerçek mağdurlarla görüşmeye izin verilmediğini, yalnızca seçilmiş camiler ve ekonomik başarıların gösterildiğini vurguluyor.

Kaan’ın “diplomatik dil” savunması ve Saymaz’ın “güvenlikçi politikalar” geçiştirmesi, eleştirileri yatıştırmadı. Aksine, “Mazlumun yanında net duruş beklenirken vitrin anlatısı yapmak, tarihi ve vicdanı yok saymaktır” yorumları yaygınlaştı.

Doğu Türkistan’daki baskı ve asimilasyon politikaları devam ederken, Çin’in organize ettiği gezilerden dönen isimlerin olumlu tablolar çizmesi, kamuoyunda “propaganda maşası” oldukları görüşünü güçlendirdi.

Kaynak: Mira Haber

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir