image 2026 01 20 22 53 56

ABD: “YPG ile işimiz bitti.. Şam yönetimi bu rolü devralmaya hazır!”

ABD’nin terör örgütü Suriye Demokratik Güçleri (YPG/SDG) ile kurduğu güvenlik ortaklığının artık fiilen anlamını yitirdiği açıklandı

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Salı günü yaptığı değerlendirmede, Şam ile Kürtlerin öncülük ettiği SDG arasında çatışmaları sona erdirmeyi hedefleyen kapsamlı bir uzlaşının devreye girdiğini belirterek, “SDG’nin varlık gerekçesi büyük ölçüde ortadan kalktı” dedi.

Varılan anlaşmaya göre, SDG bünyesindeki teröristler özerk askeri birlikler halinde değil, bireysel olarak Suriye ordusuna entegre edilecek. Bu durum, uzun süredir kendi yapısını ve sınırlı özerkliğini korumaya çalışan SDG’nin temel taleplerinden birinin reddedildiğini gösteriyor.

Anlaşma kapsamında Şam yönetimi, sınır kapıları, petrol tesisleri, IŞİD’e ait tutukluların bulunduğu cezaevleri ve kamplar ile birlikte, özellikle doğu Suriye’de hayati öneme sahip barajların kontrolünü de devralacak.

Barrack, X platformundaki paylaşımında, “SDG’nin sahadaki ana IŞİD karşıtı güç olma rolü artık sona ermiştir. Şam yönetimi güvenliği devralmaya hem istekli hem de muktedirdir” ifadelerini kullandı. Açıklamanın, Şam’ın ilan ettiği dört günlük ateşkesle eş zamanlı yapılması dikkat çekti.

Barrack’ın tüm açıklaması şu şekilde:

Şu anda Suriye’deki Kürtler için en büyük fırsat, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni hükümet altında Esed sonrası geçiş döneminde yatmaktadır. Bu durum, vatandaşlık hakları, kültürel koruma ve siyasi katılım ile birleşik bir Suriye devletine tam entegrasyon yolunu sunuyor.

Nitekim bu haklar, Beşar Esed rejimi altında uzun süre reddedilmişti ve birçok Kürt vatansızlık, dil kısıtlamaları ve sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya kalmıştı.

Tarihsel olarak ABD’nin Kuzeydoğu Suriye’deki askeri varlığı, öncelikle IŞİD karşıtı bir ortaklık olarak gerekçelendirilmiştir. Kürtler önderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), 2019 yılına kadar IŞİD’in bölgesel halifeliğini yenmede en etkili kara ortağı olduğunu kanıtlamış, El-Hol ve El-Şeddadi gibi hapishanelerde ve kamplarda binlerce IŞİD savaşçısını ve aile üyesini hapsetmiştir.

O zamanlar, iş birliği yapılacak işlevsel bir merkezi Suriye devleti yoktu. Esad rejimi zayıflamıştı, tartışmalıydı ve İran-Rusya ile ittifakları nedeniyle IŞİD’e karşı güvenilir bir ortak değildi.

Bugün ise durum temelden değişti. Suriye artık, IŞİD Karşıtı Uluslararası Koalisyon’a 2025 sonlarında 90. üye olarak katılan ve batıya yönelme ve terörle mücadelede ABD ile işbirliği sinyali veren, kabul edilmiş bir merkezi hükümete sahip.

Bu da ABD-SDG ortaklığının gerekçesini değiştiriyor. Artık SDG’nin sahada birincil IŞİD karşıtı güç olma amacı büyük ölçüde sona erdi, çünkü Şam artık IŞİD cezaevleri ve kamplarının kontrolü de dahil olmak üzere güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hem istekli, hem de hazır durumdadır.

Son gelişmeler, ABD’nin ayrı bir SDF rolünü uzatmak yerine bu geçişi aktif olarak kolaylaştırdığını gösteriyor:

-18 Ocak’ta imzalanan entegrasyon anlaşmasını güvence altına almak ve zamanında ve barışçıl bir şekilde uygulanması için net bir yol haritası belirlemek amacıyla Suriye Hükümeti ve SDG liderliğiyle kapsamlı bir şekilde temas kurduk.

-Anlaşma, SDG savaşçılarını -bireysel olarak, ki bu en tartışmalı konulardan biri olmaya devam ediyor- ulusal orduya entegre ediyor, önemli altyapıları (petrol sahaları, barajlar, sınır geçişleri) teslim ediyor ve IŞİD hapishaneleri ve kamplarının kontrolünü Şam’a bırakıyor.

-ABD’nin uzun vadeli askeri varlığıyla ilgisi yok; önceliği IŞİD kalıntılarını yenmek, uzlaşmayı desteklemek ve ayrılıkçılığı veya federalizmi onaylamadan ulusal birliği ilerletmektir.

Bu, Kürtler için eşsiz bir fırsat penceresi oluşturmakta: Yeni Suriye devletine entegrasyon, geçmişte vatansız olanlar da dahil tam vatandaşlık hakları, Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürü için anayasal koruma (Kürtçe eğitim, Nevruz’un ulusal bayram olarak kutlanması gibi) ve iç savaş kaosunda SDG’nin sahip olduğu yarı özerkliğin çok ötesinde yönetime katılım imkanı sunuyor.

Kırılgan ateşkesler, ara sıra yaşanan çatışmalar, aşırılık yanlıları hakkındaki endişeler veya bazı aktörlerin geçmişteki şikayetleri yeniden gündeme getirme isteği gibi riskler var olmaya devam etse de Amerika Birleşik Devletleri Kürt hakları ve IŞİD karşıtı işbirliği konusunda güvenceler için baskı yapmaktadır.

Alternatif olan uzun süreli ayrılık, istikrarsızlığa veya IŞİD’in yeniden ortaya çıkmasına yol açabilir. ABD diplomasisiyle desteklenen bu entegrasyon, Kürtlerin tanınmış bir Suriye ulus devleti içinde kalıcı haklar ve güvenlik elde etmeleri için bugüne kadarki en güçlü şansı temsil ediyor.

Suriye’de Amerika Birleşik Devletleri şu konulara odaklanmaktadır:

1- Şu anda SDG tarafından korunan, IŞİD mahkumlarını barındıran hapishane tesislerinin güvenliğinin sağlanması,

2- SDG’nin barışçıl entegrasyonuna ve Suriye Kürt nüfusunun tarihi tam Suriye vatandaşlığına siyasi olarak dahil edilmesine olanak sağlamak için SDG ile Suriye Hükümeti arasında görüşmelerin kolaylaştırılması.

Suriye devlet medyası ise SDG’ye, kontrolünde tuttuğu Haseke vilayetinin Suriye devletine entegrasyonu için 96 saat süre tanındığını duyurdu.

İki kritik taviz

Şam yönetimi ise anlaşma çerçevesinde SDG’ye iki önemli taviz sundu. Buna göre, Suriye ordusu Kürt nüfusun yoğun olduğu köylere ve SDG’nin merkez üsleri sayılan Haseke ve Kamışlı şehirlerine girmeyecek.

Hem Ahmed eş-Şara yönetimi hem de SDG, ABD’nin müttefiki konumunda bulunuyor. Ancak son günlerde Şam güçlerinin kuzeydoğu Suriye’de hızlı bir ilerleme kaydetmesi, dengeleri kökten değiştirdi. Nitekim çok kısa bir süre içerisinde Rakka ve petrol zengini Deyrizor gibi stratejik kentler yeniden Şam’ın kontrolüne geçti.

Barrack’ın açıklamaları ile Suriye devlet medyasından gelen bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, pazar günü varılan ancak son iki günde yeniden başlayan çatışmalar nedeniyle askıya alınan anlaşmanın, bu kez ABD’nin açık desteğiyle yeniden rayına oturtulduğu anlaşılıyor.

“Yarı özerklikten daha iyisi”

Şara’ya bağlı güçlerin kısa sürede kaydettiği ilerleme, özellikle Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerde SDG’nin zayıflığını ve toplumsal desteğinin sınırlı olduğunu gözler önüne serdi.

Buna karşın süreci izleyen bir ABD’li yetkili, Şara güçlerinin “disiplini ve profesyonelliği” konusunda ciddi endişeler bulunduğunu, Kürt yerleşimlerine girilmesi halinde etnik çatışma riskinin artabileceğini ifade etti.

Washington’a göre sahadaki bu askeri tablo, Şara’yı masaya daha güçlü oturan taraf haline getirdi. Aylarca sonuçsuz kalan entegrasyon görüşmeleri, ancak askeri baskının ardından ilerleme kaydetti.

Barrack ise açıklamasını, Kürtleri ve Washington’daki destekçilerini yatıştıracak bir çerçevede sundu. Anlaşmanın, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye’nin asli bir parçası olarak tanınma, dil ve kültürel hakların anayasal güvenceye alınması ve yönetime katılım imkânı sağladığını öne sürdü.

Bu şartların, iç savaş kaosu içinde elde edilen “yarı özerklikten çok daha ileri” olduğunu savunan Barrack, “ABD diplomasisiyle desteklenen bu entegrasyon, Kürtler için birleşik bir Suriye devleti içinde kalıcı hak ve güvence elde etmenin şimdiye kadarki en güçlü fırsatıdır” dedi.

Söz konusu açıklama, Ahmed eş-Şara’nın 16 Ocak’ta yayımladığı ve Kürtleri Suriye halkının “asli ve sahih bir unsuru” olarak tanımlayan kararnameyi izledi. Kararnamede, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarının korunacağı, 1960’larda vatandaşlıktan çıkarılan Kürtlere yeniden vatandaşlık verileceği de duyurulmuştu.

Barrack, ayrıca ABD’nin kuzeydoğu Suriye’deki yetki devrini aktif biçimde kolaylaştırdığını ve SDG’ye ayrı bir rol biçmek istemediğini açıkça dile getirdi. Washington’un hedefinin, sahadaki askeri varlığını azaltmak, IŞİD kalıntılarını tamamen tasfiye etmek ve Suriye’deki etnik gruplar arasında uzlaşmayı sağlamak olduğunu söyledi.

Ancak bunu yaparken “ayrılıkçılığı ya da federalizmi” kesin biçimde reddettiklerini de belirtti.

Kaynak: Mira Haber, MEE

Bir Cevap Yazın