Çin’in Doğu Türkistan’daki uygulamalarına yönelik uluslararası tepkinin giderek zayıflaması, bölgede yıllardır devam eden ağır insan hakları ihlallerinin daha da görünmez hâle gelmesine yol açıyor. Sahadan gelen tanıklıklar ve uluslararası raporlar, baskı politikalarının hız kesmeden sürdüğünü ortaya koyarken, küresel aktörlerin bu tablo karşısındaki etkisizliği dikkat çekiyor.
Human Rights Watch bünyesinde çalışan araştırmacı Yalkun Uluyol’un açıklamaları, sorunun insani boyutunu gözler önüne seriyor. Uluyol’un babasının Çin’in kitlesel gözaltı sistemi içinde yıllardır kayıp olması, bu politikaların bireysel trajedilere nasıl dönüştüğünün çarpıcı bir örneği olarak belirtiliyor. Ancak bu tür vakalara rağmen uluslararası kamuoyunun ilgisinin azalması, yalnızca siyasi değil aynı zamanda ahlaki bir zafiyet olarak değerlendiriliyor.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından 2022’de yayımlanan değerlendirmede, Çin’in bölgedeki uygulamalarının “insanlığa karşı suç” kapsamında ele alınabileceği ifade edilmişti. Buna rağmen konunun Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi gündemine taşınamaması, uluslararası sistemin büyük güçler karşısındaki kırılganlığını açık biçimde ortaya koyuyor. Bu durum, küresel insan hakları mekanizmalarının siyasi baskılar karşısında ne ölçüde işlevsizleşebildiğine dair ciddi soru işaretleri doğuruyor.
2016’dan bu yana Uygurların maruz kaldığı kitlesel gözaltılar, zorla çalıştırma iddiaları ve yaygın gözetim uygulamaları artık münferit iddialar olmaktan çıkmış durumda. Buna rağmen Pekin yönetiminin, bölgeyi bağımsız gözlemcilere kapalı tutarak kontrollü ziyaretler ve propaganda faaliyetleriyle uluslararası algıyı yönlendirmeye çalışması, şeffaflık ilkesinin açık bir ihlali olarak öne çıkıyor. Dahası, baskıların yalnızca ülke sınırlarıyla sınırlı kalmayıp diaspora topluluklarına kadar uzanması, meselenin küresel bir boyut kazandığını gösteriyor.
Öte yandan, birçok ülkenin Çin ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini önceleyerek bu ihlalleri ikinci plana itmesi, eleştirilerin en yoğunlaştığı noktalardan biri olarak değerlendiriliyor. Özellikle büyük güçler arasındaki rekabet ve dış politika belirsizlikleri, insan hakları konularının geri plana itilmesine zemin hazırlıyor. Bu yaklaşım, uluslararası toplumun evrensel değerler konusundaki tutarlılığını sorgulatırken, “çıkarlar mı yoksa ilkeler mi?” sorusunu yeniden gündeme taşıyor.
Ortaya çıkan tablo, yalnızca Çin’in politikalarına değil, aynı zamanda bu politikalar karşısında etkili bir duruş sergileyemeyen küresel sisteme yönelik de ağır bir eleştiri niteliği taşıyor.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.