Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da peş peşe yaşanan iki okul saldırısı, yalnızca güvenlik açığını değil; aile, çevre ve sistemdeki uyarı işaretlerinin neden zamanında karşılık bulmadığını gündeme taşıdı
Türkiye, kısa süre içinde iki ayrı okulda yaşanan silahlı saldırılarla sarsıldı. Şanlıurfa’da eski bir öğrencinin okula girerek rastgele ateş açması sonucu çok sayıda kişi yaralanırken, Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki bir öğrencinin sınıflara girerek ateş açması faciaya dönüştü.
Ancak Kahramanmaraş saldırısına ilişkin ortaya çıkan detaylar, olayın “ani bir öfke patlaması”ndan ibaret olmadığını gösteriyor.
Saldırganın babasının ifadesi, uzun süredir biriken risk işaretlerine rağmen etkili bir müdahale yapılmadığını gözler önüne serdi.
Babanın beyanına göre çocuk bir süredir psikolojik destek alıyordu. Uzman değerlendirmesinde, topluma uyum konusunda sorun yaşayabileceği ve ilerleyen süreçte psikiyatrik destek gerekebileceği belirtilmişti. Buna rağmen süreç yalnızca “takip edilmesi gereken bir durum” olarak kaldı.
Daha dikkat çekici olan ise silahla kurulan ilişkiydi.
Baba, oğlunun silahlara özel bir merak duyduğunu fark ettiğini, evde silahı eline almaya yöneldiğini gördüğünü ifade etti. Ancak bu durum bir risk olarak ele alınmak yerine, “silah kültürü” üzerinden normalleştirildi. Hatta ileride kendisine de silah alınabileceği yönünde ifadeler kullanıldı.
Bu sürecin en kritik kırılma noktası ise olaydan kısa süre önce yaşandı. Baba, oğlunu poligona götürerek silahla atış yaptırdı. Böylece yalnızca merak eden bir çocuk değil, silahı kullanma deneyimi edinmiş bir profil ortaya çıktı.
Öte yandan çocuğun çevrim içi, konuşmalı oyunlar oynadığı, odasına girildiğinde ekranı kapattığı ve kendisini dış dünyaya kapattığı da ifade edildi. Bu durum, sosyal izolasyon ve gizli bir dijital dünya ihtimalini güçlendirdi.
Tüm bu parçalar bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo, tek bir sebebe indirgenemeyecek kadar açık:
Psikolojik uyarı, sosyal uyumsuzluk, silaha ilgi, evde erişim ve pratik deneyim… Hepsi aynı dosyada birleşti.
Uzmanlara göre bu tür olaylar genellikle “bir anda” gerçekleşmez. Aksine, küçük işaretlerin zaman içinde birikmesiyle oluşur. Ancak bu işaretler çoğu zaman ya hafife alınır ya da parçalı şekilde değerlendirilir.
Kahramanmaraş saldırısı da tam olarak bu noktaya işaret ediyor:
Sorun sadece saldırının nasıl gerçekleştiği değil, neden bu kadar çok uyarı işareti varken sürecin durdurulamadığıdır.
Şanlıurfa’daki saldırıyla birlikte değerlendirildiğinde ise mesele daha geniş bir boyut kazanıyor. Artık tartışma yalnızca okul kapısındaki güvenlik önlemleri değil; riskli davranışların erken tespiti, aile içi bilinç, silaha erişim ve gençlerin dijital dünyadaki izlenebilirliği üzerine yoğunlaşıyor.
Ekranlardan taşan kültür
İslami açıdan bakıldığında mesele yalnızca bir dil öğrenmek değildir. Zira dil, sadece kelimelerden ibaret olmayıp; o dili konuşan toplumun düşünce yapısını, değer yargılarını ve hayat anlayışını da beraberinde taşır.
Bugün özellikle İngilizce üzerinden yayılan içeriklerin önemli bir kısmı, İslam’ın ölçüleriyle bağdaşmayan yaşam tarzlarını, bireyselcilik anlayışını ve şiddeti sıradanlaştıran bir kültürü genç zihinlere taşımaktadır. Bu nedenle sorun, bir yabancı dili öğrenmek değil; o dil aracılığıyla aktarılan ve fark edilmeden benimsenen kültürel kodlardır.
Müslüman bir toplum için esas olan; faydalı ilmi almakla birlikte, iman ve ahlaka aykırı olan unsurlara karşı bilinçli bir duruş sergileyebilmektir. Aksi hâlde dil, bir iletişim aracı olmaktan çıkıp, kimliği dönüştüren bir etkiye dönüşebilir.
Yaşananlar, Türkiye’nin önünde yeni bir soruyu daha net şekilde ortaya koyuyor:
Saldırıyı yapanı değil, saldırıya giden yolu ne kadar erken fark edebiliyoruz?
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.