Axel Springer bünyesinde faaliyet gösteren Politico ve The Daily Telegraph’ın bağlı olduğu medya grubunda, üst yönetimin tutumu kurum içinde sert bir kırılmaya yol açtı
Şirketin CEO’su Mathias Döpfner’in çalışanlara yönelik sözleri, gazeteciler üzerinde açık bir çizgi dayatıldığı yönündeki tartışmaları alevlendirdi. Döpfner, İsrail’e destek vermenin kurumda çalışmanın temel şartlarından biri olduğunu ifade ederek bu çizgiyi benimsemeyenlerin ayrılması gerektiğini ima etti.
Krizin fitili, Politico bünyesindeki gazetecilerin yeni genel yayın yönetmeni Jonathan Greenberger’a gönderdiği mektupla ateşlendi. Çalışanlar, Döpfner’in medya gücünü kendi siyasi ajandasını ilerletmek için kullandığını savundu. Özellikle son dönemde kaleme aldığı görüş yazılarının, kurumun tarafsız habercilik iddiasını zedeleyebileceği uyarısı yapıldı.
“Olmazsa olmaz” kurallar: İsrail’e destek
Gerginlik, pazartesi günü gerçekleştirilen ve oldukça sert geçen kurum içi toplantıyla görünür hale geldi. Bu toplantıda Döpfner, İsrail’e bağlılığın şirketin “olmazsa olmaz” değerlerinden biri olduğunu açıkça dile getirdi. Şirketin “gerekliler” olarak tanımladığı temel ilkeler arasında özgürlük, serbest piyasa, bireysel haklar ve ifade özgürlüğü yer alırken, İsrail’e destek bu ilkelerin hemen ardından konumlandırıldı.
Döpfner, bu yaklaşımın tartışmaya açılmasını doğrudan şirketin temel değerlerine meydan okuma olarak niteledi ve böylesi bir görüş ayrılığının çalışanlar açısından “uyumsuzluk” anlamına gelebileceğini vurguladı.
The Daily Telegraph’ı da satın aldı
Tartışmalar, Axel Springer’ın medya gücünü genişlettiği bir dönemde daha da derinleşti. Şirketin kısa süre önce The Daily Telegraph’ı satın almak için onay alması, bu ideolojik yönelimin grubun tüm yayın organlarına yansıyabileceği endişesini büyüttü. Gazeteciler, merkezden belirlenen bu çizginin özellikle İsrail’e ilişkin haberlerde editoryal bağımsızlığı zedeleyebileceğini düşünüyor.
Bu kaygılar, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü operasyonlar nedeniyle Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçlamasıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde daha da hassas bir boyut kazanmış durumda.
Döpfner’in açıklamaları ise yalnızca bu toplantıyla sınırlı değil. Daha önce sızdırılan ve Die Zeit tarafından yayımlanan bir e-postada, kendi siyasi görüşlerini “Siyonizm her şeyin üstünde. İsrail benim ülkem” ifadeleriyle özetlemesi büyük tepki çekmişti.
Geçtiğimiz yıl ekim ayında ise İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Döpfner’e ve İsrail yanlısı bağışlarıyla bilinen Miriam Adelson’a İsrail Cumhurbaşkanlığı Onur Madalyası takdim etti. Bu gelişme de Döpfner’in siyasi pozisyonunun uluslararası düzeyde nasıl karşılık bulduğuna dair yeni bir tartışma başlığı açtı.
“Tarafsızlık” = İsrail’in savunma hakkı olduğunu düşünmek
Kurum içindeki tartışmalar sadece siyasi çizgiyle sınırlı kalmadı. Gazeteciler, Döpfner’in yazılarında kullandığı ifadelerin yeterince kanıta dayandırılmadığını savunarak daha sıkı editoryal standartlar talep etti. Ancak Döpfner bu eleştirileri kesin bir dille reddetti. Özellikle İran’la ilgili değerlendirmelerinde, bu ülkenin nükleer silah geliştirdiği ve uzun yıllardır saldırgan bir politika izlediği yönündeki görüşlerinin “açık ve defalarca kanıtlanmış gerçekler” olduğunu öne sürdü.
Bu tür iddiaların ayrıca ispat gerektirmediğini savunarak, bunu “Amerika’nın dünyanın en büyük demokrasisi olduğunu söylemek gibi” bir durumla kıyasladı.
Tüm bu tepkilere rağmen Döpfner geri adım atma niyetinde değil. Aksine, gelecekte daha fazla yazı kaleme alacağını açıkça belirterek, tartışmaların merkezinde kalmayı sürdüreceğinin sinyalini verdi. Bu durum, Axel Springer çatısı altındaki medya kuruluşlarında editoryal bağımsızlık ile üst yönetimin ideolojik yönlendirmesi arasındaki gerilimin daha da tırmanabileceğine işaret ediyor.
Kaynak: Mira Haber, MEE
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.