Esed’in devrilmesinin ardından rotasını Batı’ya kıran yeni Şam yönetimi, tarihsel bir savrulmanın eşiğinde. Dışişleri Bakanı Şeybani’nin İsrail ile “kapsamlı güvenlik anlaşması” çıkışı, sınırın öte yanındaki zulmü ve Suriye topraklarındaki fiili işgali görmezden gelen trajik bir teslimiyet belgesi niteliğinde.
AB temasları sonrası İsrail ile sürdürülebilir bir barış için “kapsamlı bir güvenlik anlaşmasının” kaçınılmaz olduğunu ifade eden Şeybani, şu sözleri kaydetti: “İsrail ile güvenlik anlaşması ve barış istiyoruz, ancak normalleşme istemiyoruz. Normalleşme ile barış arasında fark vardır. Barış her iki tarafın çıkarlarına dayanır, her iki tarafın egemenliğini korur”
İstikrar mı, Yoksa Vicdani Bir İflas mı?
Şeybani’nin “istikrar” ambalajıyla sunduğu bu açıklamalar; Gazze’de her gün yeni bir insanlık suçunun işlendiği, Lübnan’ın harabeye çevrildiği bir dönemde, sadece bölgesel bir kayıtsızlık değil, açık bir vicdani iflas olarak yorumlanıyor. “Müslüman kardeşleri” ve komşuları katledilirken “güvenlik” pazarlığına oturmak, Şam’ın yeni dönemdeki pragmatizminin sınır tanımadığını gösteriyor.
Toprak Bütünlüğü Masada mı Kaldı?
Bu sözde “barış” sinyalleri, İsrail ordusunun Suriye toprakları içindeki fiili işgalini pervasızca genişlettiği gerçeğini halının altına süpürme gayreti olarak okunuyor. İsrail’in sınır hattını hiçe sayarak Suriye köylerine yaptığı baskınlar, sivil halkı hedef alan keyfi tutuklamalar ve daha da vahimi, Suriye egemenlik sahası içerisinde kalıcı askeri karakollar inşa etmesi, Şeybani’nin “egemenlik” vurgularını boşa çıkarıyor.
Kendi topraklarında yükselen İsrail tahkimatlarına ve halkına yönelik saldırılara karşı “stratejik bir körlük” sergileyen Şam yönetimi, üç maymunu oynayarak neyin güvenliğini korumayı hedefliyor?
Suriye yönetiminin, burnunun dibindeki bu postallı işgale rağmen “kapsamlı anlaşma” zeminini zorlaması, rejimin kendi koltuğunu koruma hırsının, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Müslüman halkın can güvenliğinin fersah fersah önüne geçtiğini tescilliyor. Bu tablo, işgali meşrulaştıran, zulmü ise sessizlikle meşrulaştıran bir teslimiyet protokolü olarak görülüyor.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
