Kul Sadi Yüksel’e ters kelepçe tepkisi! Peki ya görüntüler ortaya çıkmasaydı?

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Kul Sadi Yüksel’in arkadan kelepçeli görüntülerine gelen tepkiler sonrası, olay hakkında soruşturma talimatı verdi
69 yaşındaki araştırmacı-yazar Kul Sadi Yüksel’in ters kelepçeli ve ensesine bastırılarak adliyeye götürülmesine ilişkin görüntüler kamuoyunda tepki çekti. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin talimatıyla idari soruşturma başlatılırken, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı da hem gözaltı uygulamasını hem de görüntülerin izinsiz şekilde servis edilmesini soruşturma kapsamına aldı. Tartışmaların odağında ise şu soru var: Kamuoyu görüntülere ulaşmasaydı ve İslami camiadan tepkiler yükselmeseydi aynı adım atılacak mıydı?
8 ildeki operasyonun ardından tartışmalı görüntüler
Kahramanmaraş merkezli olarak 6 Ekim 2026’da sekiz ilde düzenlenen DAEŞ operasyonunda, aralarında araştırmacı-yazar Kul Sadi Yüksel’in de bulunduğu 39 kişi gözaltına alındı. Kahramanmaraş’ın yanı sıra İstanbul, Ankara, Konya, Zonguldak, Adana, Hatay ve Gaziantep’te gerçekleştirilen operasyonlarda gözaltına alınan şüphelilerden 22’si tutuklandı, 17’si ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Uzun yıllar öğretmenlik ve yayıncılık yapan, çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlanan 69 yaşındaki Yüksel’in elleri arkadan kelepçelenmiş ve ensesine bastırılmış şekilde adliyeye götürülmesine ilişkin görüntüler sosyal medyada yayıldı.
Görüntüler, özellikle İslami çevrelerde ve sosyal medya kullanıcıları arasında tepkiye neden oldu. Tartışmalar yalnızca gözaltı işleminin kendisiyle sınırlı kalmadı; şüphelilere uygulanan muamelenin gerekliliği, masumiyet karinesi ve gözaltı görüntülerinin kamuoyuna nasıl servis edildiği de gündeme taşındı.
Bakan Mustafa Çiftçi’den soruşturma talimatı
Gazeteci Kemal Öztürk’ün aktardığı bilgilere göre İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, son operasyonlarda kamuoyuna yansıyan gözaltı görüntülerine tepki göstererek soruşturma başlatılması talimatı verdi. İnceleme kapsamında Kul Sadi Yüksel’in ters kelepçeli görüntülerinin yanı sıra başka bir operasyonda bir kadının ev kıyafetleriyle görüntülenmesi ve operasyon sırasında bazı materyallerin sergilenmesi de gündeme geldi.
Bakanlığın başlattığı idari incelemeyle, kolluk görevlilerinin uygulamalarının ve görüntülerin basına ulaştırılma sürecinin araştırılması bekleniyor.
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı da gözaltındaki şüphelilerin adliyeye getiriliş biçimi ve fotoğrafların izinsiz şekilde çekilerek servis edilmesi hakkında resen soruşturma başlattı.
Başsavcılığın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Genel soruşturma usullerine aykırı bir şekilde ters kelepçeli ve enselerinden bastırılarak adliyeye getirilmeleri ve bu duruma dair fotoğrafların izinsiz çekilip servis edilmesi eylemlerine dair ilgili kamu görevlileri ve diğer kişiler hakkında resen soruşturma başlatılmıştır.”
Böylece soruşturmanın iki ayrı boyutu ortaya çıktı: Şüphelilerin adliyeye sevk edilirken maruz kaldıkları muamelenin usule uygun olup olmadığı ve bu kişilere ait görüntülerin kimler tarafından, hangi koşullarda çekilip kamuoyuna servis edildiği.
Başsavcılığın açıklaması, söz konusu uygulamaların ve görüntülerin dolaşıma sokulmasının hukuki yönden inceleneceğini ortaya koyuyor. Ancak soruşturma başlatılmış olması, herhangi bir görevlinin şimdiden suçlu bulunduğu anlamına gelmiyor; sorumlulukların yapılacak inceleme sonucunda belirlenmesi gerekiyor.
Peki, sosyal medyaya yansımasaydı soruşturma açılacak mıydı?
Olayın en çok tartışılması gereken yönlerinden biri de bu.
Kul Sadi Yüksel’in ters kelepçeli ve ensesine bastırılarak götürüldüğü görüntüler kamuoyuna yansımasaydı, İslami camiadan ve diğer kesimlerden tepkiler yükselmeseydi, söz konusu uygulama yine aynı şekilde incelenecek miydi?
Bu sorunun bugün için kesin bir cevabı yok. Görüntüler ortaya çıkmadan önce soruşturma başlatılacağına veya başlatılmayacağına dair doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor. Ancak olayın kamuoyuna yansımasının ardından hem İçişleri Bakanlığı hem de Cumhuriyet Başsavcılığı düzeyinde soruşturma sürecinin gündeme gelmesi, kolluk uygulamalarının yalnızca tepki oluştuktan sonra değil, her durumda hukuka uygunluk bakımından denetlenmesi gerektiği yönündeki tartışmaları güçlendirdi.
Çünkü hukuk devleti ilkesi, bir uygulamanın yanlış olup olmadığının sosyal medyada ne kadar yayıldığına veya hangi kesimlerin tepki gösterdiğine göre belirlenmesini kabul edemez. Kamu görevlilerinin işlemleri, görünür olsun ya da olmasın, aynı hukuki ölçütlere tabi olmalıdır.
Buradaki temel mesele yalnızca bir kişinin ters kelepçelenmesi değil; benzer durumlarda aynı hassasiyetin gösterilip gösterilmediği, denetim mekanizmalarının ne kadar etkin çalıştığı ve kamuoyuna yansıyan görüntüler olmadan da olası usulsüzlüklerin tespit edilip edilmediğidir.
İslami camianın tepkisi neden önemli?
Kul Sadi Yüksel’in görüntülerine yönelik tepkiler, özellikle İslami çevrelerde gözaltı işlemlerinin ölçülülüğü ve şüphelilerin insan onuruna uygun muamele görmesi gerektiği üzerinden şekillendi.
Bir kişinin herhangi bir suçlamayla gözaltına alınması, ona yönelik her türlü muamelenin meşru olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, bir soruşturmanın terör suçlaması kapsamında yürütülmesi de hukuki güvenceleri ortadan kaldırmaz. Suçluluğu kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararıyla sabit olmayan herkes masumiyet karinesinden yararlanır.
Bu nedenle tartışmanın sağlıklı biçimde yürütülebilmesi için iki hususun birbirinden ayrılması gerekiyor: DAEŞ soruşturmasının esası ve gözaltındaki kişilere yönelik uygulamaların hukuka uygunluğu. Birincisi hakkında yürütülen soruşturma, ikincisinin bağımsız biçimde incelenmesine engel değildir.
Ayrıca görüntülerin izinsiz çekilerek servis edilmesi iddiası da ayrı bir önem taşıyor. Soruşturma sürecindeki kişilerin görüntülerinin kamuoyuna sunuluş biçimi, onları henüz yargılama tamamlanmadan suçlu ilan eden bir algı oluşturabilir. Bu nedenle hem kolluk işlemlerinin hem de görüntülerin yayılma sürecinin hukuki çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor.
Asıl beklenti: Tepkiden bağımsız, sürekli denetim
Kul Sadi Yüksel’in görüntülerinin ardından başlatılan soruşturmaların sonuçları ve sorumlular hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmayacağı henüz belli değil. Bu aşamada kamuoyunun beklediği, yalnızca soruşturma açıldığının duyurulması değil, incelemenin şeffaf ve etkili biçimde yürütülmesi.
Kamu görevlilerinin hukuka aykırı bir işlem yaptığı tespit edilirse gerekli işlemlerin uygulanması; görüntülerin izinsiz çekilmesi ve servis edilmesinde sorumluluğu bulunan kişiler hakkında da hukuki durumlarına göre değerlendirme yapılması gerekiyor.
Sonuç olarak tartışmanın merkezindeki soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Denetim mekanizmaları, ancak görüntüler sosyal medyada yayıldığında ve kamuoyu tepki gösterdiğinde mi harekete geçiyor, yoksa görünmeyen olaylarda da aynı kararlılıkla işliyor mu?
Bu sorunun cevabı, yalnızca Kul Sadi Yüksel olayının değil, benzer uygulamaların gelecekte nasıl ele alınacağının da belirleyicisi olacak.
Kaynak: Mira Haber




Yorum yaz