Entegrasyonun gölgesinde: Roj’daki kadın ve çocuklara kalkan el kimin?

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Roj Kampı’ndan sızan son görüntüler, yıllardır süren vicdan tutulmasını gözler önüne serdi.
Terör örgütü PKK/SDG denetimindeki kampta kadın ve çocukların maruz kaldığı taşlı sopalı fiziksel şiddet tepkileri tırmandırırken, entegrasyon süreci sonrası sorumluluğun kime ait olduğu tartışması ve uluslararası insan hakları örgütlerinin “sağır edici sessizliği” bir kez daha gündeme geldi.
#Haseke, #Roj Kampı’nda üzerlerine atılı bir suç olmadan yıllardır, insanlık dışı koşullarda hapsedilen kadın ve çocuklar, kamp sorumlusu #PKK/#SDG‘li teröristlerin fiziksel şiddetine maruz kalıyor. Kadın ve çocuk hakları örgütlerinden çıt çıkmıyor. pic.twitter.com/3MoF7rGs3K
— Mira Haber (@Mira_Haber) October 17, 2026
Cezasız Hapis, Mahkemesiz Mahkûmiyet: 2 Binden Fazla Hayat “Yok” Sayılıyor
Yıllardır hiçbir hukuki dayanak olmaksızın, yargılanmadan ve üzerlerine somut bir suç atfedilmeden alıkonulan kadın ve çocuklar, adeta dünyanın gözü önünde ölüme ve unutulmaya terk edilmiş durumda. Sadece eşlerinin veya ailelerinin IŞİD bağlantısı iddiasıyla “toplu cezalandırma” mekanizmasına mahkûm edilen bu insanlar, dünyanın başka hiçbir yerinde örneği görülmemiş bir hukuk gaspıyla karşı karşıya.
Herhangi bir suç isnadı olsaydı dahi çoktan cezalarını tamamlayıp topluma karışmış olacak bu kadınlar, temel insani haklarından mahrum bırakılarak çocuklarıyla birlikte adeta yeryüzünden silinmek isteniyor.
Gece Baskınları, Çocukların Gözü Önünde Şiddet
Al Jazeera’nın Eylül 2026 tarihli özel haberine ve Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Soruşturma Komisyonu’nun raporlarına da yansıyan tanıklıklar, kamptaki tablonun dehşetini kanıtlıyor. 2 bin 300’den fazla kişinin tutulduğu Roj Kampı’nda; gece saatlerinde düzenlenen ani baskınlar, çocukların gözleri önünde annelere uygulanan ağır darp ve fiziksel şiddet, masum çocukların yaralanmasıyla sonuçlanan keyfi güvenlik müdahaleleri artık günlük bir rutin haline gelmiş durumda. BM araştırmacıları ve bağımsız sivil toplum kuruluşları kamptaki yaşam koşullarının her geçen gün daha da kötüleştiğini doğruluyor.
SDG ile Şam Anlaşması Sonrası Cevaplanması Gereken Soru: Sorumluluk Kimde?
Haberin sosyal medyada ve kamuoyunda yayılmasıyla birlikte kritik bir soru gündeme oturdu: SDG unsurlarının Suriye hükümetine entegre olduğu bu yeni denklemde, kamptaki zulmün hukuki ve idari sorumlusu kim?
Eğer terör örgütü SDG tüm yapılanmasıyla Suriye genel güvenlik mekanizmasına dâhil edildiyse, Roj Kampı’nda kadın ve çocuklara acımasızca cop kaldıran, gece baskınlarıyla çocukları travmatize eden güçler doğrudan Suriye Genel Güvenliği’ni mi temsil ediyor? Yoksa SDG, uluslararası fonlardan yararlanırken sorumluluktan kaçmak için hukuki bir gri alan mı yaratıyor? Kamptaki yönetim belirsizliği, işlenen insanlık suçlarının üzerini örtmek için bir paravan olarak kullanılıyor.
“İnsan Hakları” Çifte Standardı: Feminist Örgütler ve BATI Neden MUTE?
IŞİD bahanesiyle insan haklarını askıya alan Batılı merkezler ve feminist örgütlerin seçici vicdanı, Roj Kampı’ndaki kadın çığlıkları karşısında adeta kör ve sağır.
Afganistan’daki kadınların sosyal hayattaki varlığını sözüm ona dert edinen, her platformda manifesto yayınlayan uluslararası kadın ve çocuk hakları örgütlerinin; özgürlüklerinden yoksun bırakılan, evlatlarının gözü önünde ölesiye dövülen ve insanlık dışı şartlarda çürümeye terk edilen Roj Kampı sakinleri söz konusu olduğunda sergilediği bu ikiyüzlü tutum mide bulandırıyor.
Kaynak; Mira Haber, el Cezire




Yorum yaz