Çin zulmü

Dünya sessiz, Çin pervasız: Doğu Türkistan’daki asimilasyon çarkı İstanbul’a mı taşınıyor?

Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong’un Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından yayımlanan resmi açıklama, Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlılar ve kamuoyunda çok büyük bir tepki dalgasına yol açtı.

Çin tarafının resmi açıklamasında, Uygur Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Küçükçekmece bölgesini “Çinli etnik azınlıklara mensup vatandaşların yoğun olarak yaşadığı yerlerden biri” olarak tanımlaması, Pekin yönetiminin uzun yıllardır Doğu Türkistan’da yürüttüğü sistematik asimilasyon ve sindirme politikalarını Türkiye’deki diaspora topluluklarına da yansıtma çabası olarak değerlendirildi.

Özbeöz Türk ve Müslüman olan, dilleri, inançları ve kültürleriyle kadim bir geçmişe sahip bir halkın diplomatik metinlerle zorla “Çinlileştirilmeye” çalışılması, açık bir kimlik gaspı ve uluslararası hukukun hiçe sayılması olarak yorumlandı.

Özellikle Sefaköy ve Küçükçekmece hattı, Çin’deki baskılardan kaçarak Türkiye’ye sığınmış veya burada yeni bir hayat kurmuş binlerce Doğu Türkistanlı ailenin uzun yıllardır güvenle yaşadığı merkezler arasında yer alıyor. Bu nedenle söz konusu açıklama, sıradan bir diplomatik ifade hatası olarak değil, doğrudan bu topluluğun varlığına ve kimliğine yönelik sınır ötesi bir tehdit ve sindirme mesajı olarak kabul edildi.

Eleştirmenler, Pekin yönetiminin Doğu Türkistan sınırları içinde uyguladığı insanlık dışı baskı, zorunlu tecrit ve kültürel soykırım politikalarını, artık dış temsilcilikleri vasıtasıyla Türkiye’nin göbeğinde meşrulaştırmaya çalıştığına dikkat çekiyor.

Son yıllarda uluslararası insan hakları raporlarına da yansıyan Uygurlara yönelik takip, baskı ve sindirme faaliyetlerinin, Türkiye’deki soydaşlar üzerinde de diplomatik kılıflarla hissettirilmek istenmesi endişeleri artırıyor. Ekonomik ve siyasi çıkarlar nedeniyle dünya genelinde yaşanan sessizlikten cesaret alan Çin hükümetinin, Türk topraklarında Uygur Türklerini kendi boyunduruğu altındaki birer “etnik azınlık” olarak yaftalama pervasızlığına karşı kamuoyunda hem diplomatik bir yaptırım hem de hem de siyasi makamlardan daha fazla şeffaflık talebi yükseliyor.

Yaşanan bu son skandal, dünyanın gözü önünde sindirilen bir halkın feryadına karşı uluslararası toplumun içine düştüğü derin ve utanç verici sessizliği bir kez daha kanıtlarken; Doğu Türkistanlıların hem küresel vurdumduymazlığa hem de öz kimliklerini yok etmeye çalışan bu acımasız asimilasyon çarkına karşı tamamen yalnız bırakıldığını açıkça gözler önüne seriyor.

Kaynal: Mira Haber

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir