Tanınmış içerik üreticisi Ruhi Çenet’in, Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yönelik sistematik baskılarını, asimilasyon politikalarını ve insanlık dışı toplama kamplarını gözler önüne serdiği sarsıcı video YouTube tarafından silindi. Amerika merkezli bir şirket olan ve Washington-Pekin hattındaki diplomatik gerilimlerin herkesçe bilindiği bir dönemde YouTube’un bu videoya tahammül edememesi ve erişimi engellemesi, kamuoyunda büyük bir şaşkınlık ve öfkeyle karşılandı. Bu hamle, küresel platformun insan hakları ihvallerini ve Çin zulmünü örtbas etme çabası olarak değerlendirildi.
Söz konusu belgesel niteliğindeki videoda, adeta birer cezaevi olmasına rağmen dış dünyaya “yeniden eğitim merkezi” yalanıyla pazarlanan toplama kamplarının içyüzü gözler önüne seriliyordu. Görüntülerde yer alan kamptaki bir Uygur vatandaşına yöneltilen “Burada olmak senin tercihin mi?” sorusu, kampın gerçeğini acı bir şekilde özetliyordu. Uzun süre sessizce düşündükten sonra “Evet” yanıtını vermek zorunda kalan mağdurun, “Radikal düşüncelerden ve terörizmden etkilenmiştim, yasalar hakkında çok bilgim yoktu” sözleriyle ezberletilmiş ifadeleri tekrarladığı görülüyordu. Yüzündeki bariz darp izleri ise kampta yaşanan şiddetin sessiz tanığıydı. Oradaki neredeyse herkesin kameralara hata yaptığını söylemeye zorlanması dikkat çekerken, bir diğer sahnede bilgisayar dersi adı altında bir Uygur adama zorla “Çin Komünist Partisini seviyorum” yazdırıldığı kameralara yansıyordu.
Kamptaki erkeklerin üzerlerinde hapishane formalatına benzer kıyafetler olduğu görülürken, Çinli bir görevlinin “İnsanlar buraya gelmek zorunda. Kurallara uymak zorunda. Onlara izin verilene dek burada kalmalılar.” söyleriyle skandal savunması kamptaki rejimin veçhesini açık ediyordu.
Muhabirin, “Bu kulağa daha çok cezaevi gibi geliyor, içinde biraz olsun resim yapabildiğin bir cezaevi olsa da…” şeklindeki haklı çıkışına Çinli yetkilinin derhal “Hiç içinde resim yapabildiğin bir cezaevi biliyor musunuz?!” diye çıkışması, kampların cezaevi gerçeğini “eğitim” örtüsü altında saklama telaşını gözler önüne seriyordu.

Toplama kampından sağ kurtulmayı başaran Gulbahar Celilova’nın yaşadığı kabus dolu anlar ise insanlık vicdanını sızlatacak detaylar içeriyordu. Celilova yaşadıklarını şu sözlerle aktarıyordu:
“Hiçbir suçum yokken beni yer altındaki sorgu odasına götürdüler ve demir sandalyeye oturttular. Önüme ‘Gulbahar Celilova teröristtir’ yazan bir kağıt koyup imzalamamı istediler. ‘Ben terörist değilim, imza atamam’ deyince beni Urumçi’de bir hapishaneye götürdüler. Orada erkekler vardı ve onların gözü önünde kıyafetlerimi çıkardılar. Bana sarı bir yelek ile spor pantolon giydirdiler. Herkesin ayaklarında 5 kiloluk demir kelepçeler vardı. Birisi, eğer ağlarsam karanlık bir odaya kapatılacağımı söyledi. Bulunduğumuz odada 14 yaşından 80 yaşına kadar kadınlar vardı. Sadece Çin devletini öven bir şarkı öğrenmemiz karşılığında yemek yiyebileceğimizi söylüyorlardı. Bize bir iğne yaptılar ve bu iğnenin ardından bütün kızların adeti kesildi. Tuvalet ihtiyaçlarını giderirken herkes bizi görüyordu. Genç bir kız sorgulara daha fazla dayanamayarak delirmeye başladı ve akıl almaz hareketler yapmaya koyuldu.”
Zulmün boyutlarının bununla da sınırlı kalmadığını belirten Celilova, gördüğü işkenceleri şu ifadelerle sürdürdü:
“Üç ay sonra beni tekrar sorguya çektiler. 24 saat boyunca bir damla bile su vermeden, hareket etmemi tamamen kısıtlayan bir sandalyeye oturttular ve başıma siyah bir poşet geçirdiler. Yine kağıdı imzalamaya zorladılar, kabul etmeyince polis, ‘Sen iyilikten de anlamıyorsun, nasıl imza attıracağımızı pek iyi biliyoruz’ dedi. Pantolonunu indirip ‘Eğer imza atmazsan bunu ağzına sokarım’ diye tehdit etti. Ben de ‘Senin anan baban yok mu? Nasıl böyle bir şey yapabilirsin?’ diye tepki gösterdim. Kelepçeli otururken kafama vurdular. Polis, ‘Ben senin anan ablan olamam, çünkü sen bir hayvansın’ dedi. Her hafta bizi çıplak aramadan geçiriyorlardı. Düzenli ve sağlıklı yemek yiyemediğim için 20 kilo verdim. Bulunduğumuz yerde fareler geziniyordu. Kampta Uygurca konuşmak kesinlikle yasaktı.”
Çin’in Doğu Türkistan’da yürüttüğü bu vahşi asimilasyon politikasını, toplama kamplarındaki skandalları ve mağdurların çığlıklarını en yalın haliyle gözler önüne seren bu belgesel videonun YouTube tarafından yayından kaldırılması, sosyal medyada dalga dalga büyüyen bir infiale yol açtı. Dijital dünyada milyonlarca kişiye ulaşan bu hakikatin engellenmesi, dev video platformunun ekonomik veya siyasi çıkarlar uğruna Çin devletinin işlediği insanlık suçlarını gizleme çabasının bir parçası olarak yorumlandı.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
