Bir çocuğun cümlesi, milyonların dramını anlattı: “Uygurca konuşursam dayak yerim”

Çin’in “yeniden eğitim merkezi” olarak tanımladığı yatılı kurumlarda kaydedilen bir diyalog, Pekin yönetiminin Uygur çocukları üzerindeki asimilasyon politikalarının ulaştığı noktayı gözler önüne serdi. Ailesinden koparılarak bu kurumlara yerleştirilen küçük bir Uygur kız çocuğunun kendi ana dilini konuşmaktan korktuğunu söylemesi, yalnızca bireysel bir travmayı değil, sistematik bir kültürel yok etme politikasının çocukların zihinlerine kadar işlendiğini ortaya koyuyor.

Görüntülerde Çinli görevliler, küçük kıza ağabeyinin adını soruyor. Çocuk ise ağabeyinin adının Çince olmadığını belirterek bunu Çince söyleyemeyeceğini ifade ediyor. Görevlilerin “O halde Uygurca söyle” demesi üzerine küçük kızın verdiği “Uygurca söylersem beni azarlarsınız, hatta dayak yerim.” cevabı dikkat çekiyor.

Bu sözler, çocuk yaşta bir bireyin ana dilini konuşmayı fiziksel cezayla ilişkilendirdiğini gösteriyor. “Dayak yerim” ifadesi, Uygurca konuşmanın daha önce cezalandırıldığına veya en azından çocuğun bunu yaşayacak kadar güçlü bir korku ikliminde büyütüldüğüne işaret ediyor.

Çinli görevliler, çocuğun korkusunu ciddiye almak yerine alaycı bir tavırla “Öğretmen soruyorsa söyleyebilirsin, dayak yemezsin.” ifadelerini kullanıyor. Ardından yine küçümseyici bir üslupla “Anaokulunda Uygurca konuşmana izin verilmiyor, doğru mu?” diye sorarak çocuğun yaşadığı korkuyu adeta mizah konusu haline getiriyor.

Bunun üzerine Uygur çocuk, Uygurca konuşmaktan utandığını söylüyor. Bu ifade, yalnızca bir dil tercihini değil, bir kimliğin hedef alındığını gösteriyor.

Uzun yıllardır uluslararası insan hakları kuruluşları, yüz binlerce Uygur çocuğunun ailelerinden koparılarak devlet kontrolündeki yatılı kurumlara yerleştirildiğini, burada Çince eğitim verildiğini ve Uygur kimliğinin sistematik biçimde silinmeye çalışıldığını belgeliyor. Çocukların ana dillerini kullanmalarının engellenmesi, dini ve kültürel aidiyetlerinden uzaklaştırılmaları ve tamamen Çin devlet ideolojisine göre yetiştirilmeleri, Pekin’in bölgedeki politikalarının temel unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Uygur Türkü çocukla yapılan bu konuşma, bir neslin nasıl dönüştürülmeye çalışıldığını gösteren çarpıcı bir belge niteliği taşıyor. Kendi dilini konuşmaktan korkan, ana dilini kullanınca şiddet göreceğine inanan ve sonunda kendi dilini konuşmaktan utanç duyan bir çocuk; kültürel asimilasyonun en ağır sonuçlarından birini temsil ediyor.

Bugün binlerce kilometre uzakta, dünyanın büyük bölümünün gündemine dahi girmeyen Doğu Türkistan’da yüz binlerce çocuk ailesinden ayrı büyüyor. Kendi ana dilini konuşmaktan korkan, kültürünü unutmaya zorlanan ve kimliğinden utandırılan bu çocuklar, yalnızca ailelerini değil, geçmişlerini ve geleceklerini de kaybetme riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

Dünyanın önemli bir kısmı ise ekonomik ve siyasi hesapların gölgesinde bu tabloyu izlemekle yetiniyor. Sessizlik uzadıkça, kendi adını bile ana dilinde söylemeye korkan çocukların sayısı artmaya devam ediyor.

Kaynak: Mira Haber

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir