Çin yönetiminin Doğu Türkistan’daki Uygur halkına yönelik baskı politikalarının en ağır boyutlarından biri çocuklara uzanıyor
Uygur çocuklarının ailelerinden ve kendi kültürel çevrelerinden koparılarak küçük yaşlardan itibaren yatılı kreş ve okullara yerleştirildiği, burada Mandarin Çincesi ve Pekin yönetiminin belirlediği eğitim sistemi içerisinde yetiştirildiği bildiriliyor.
Özellikle 3-4 yaş gibi son derece küçük çocukların dahi yatılı eğitim sisteminin kapsamına alınması, uygulamanın yalnızca bir eğitim politikası olmadığını gözler önüne seriyor. Çocuklar henüz kendi kimliklerini yeni oluşturmaya başladıkları yaşlarda ailelerinden uzaklaştırılırken, günlük hayatlarının büyük bölümünü devletin kontrolündeki kurumlarda geçiriyor.
Böylece çocukların Uygurca, İslam, aile gelenekleri ve kendi kültürel çevreleriyle kurduğu bağın yerini Mandarin Çincesi ve işgalci Çin devletinin belirlediği eğitim anlayışı alıyor.
Birleşmiş Milletler uzmanlarının 2023 yılında yayımladığı resmi belgede, Sincan’daki tam zamanlı yatılı çocuk kurumlarında kalan çocukların sayısının 2017’de yaklaşık 500 binden 2019’da yaklaşık 900 bine yükseldiğine ilişkin bilgiler aktarıldı. Belgede yatılı anaokulları, yatılı okullar, yetimhaneler ve çocuk bakım kurumlarının da bu sistemin parçası olduğu belirtildi.
Aileleriyle iletişimleri kısıtlı; günlerinin çoğu Çin öğretmenlerle geçiyor
BM uzmanları, Uygur çocuklarının ailelerinden ve toplumlarından uzaklaştırılması, Uygurcanın eğitim hayatında sınırlandırılması ve Mandarin Çincesinin baskın hale getirilmesi nedeniyle sistemin “zorla asimilasyon” politikası olarak değerlendirilebileceği konusunda uyardı.
Üstelik mesele yalnızca çocukların nerede uyuduğuyla sınırlı değil. Bazı kurumlarda Mandarin Çincesinin okulun tamamında kullanılmasının teşvik edildiği, Uygurcanın ise ciddi biçimde sınırlandırıldığı bildiriliyor. Böylece çocukların eğitim aldığı kurumlar, aynı zamanda onların dilini, kültürel hafızasını ve kimlik algısını yeniden şekillendiren mekanizmalara dönüşüyor.
Çin rejimi ise bu uygulamaları eğitim eşitliği ve kırsal bölgelerde yaşayan çocuklara daha iyi eğitim sağlama gerekçesiyle savunuyor. Pekin, yatılı okullarda kalmanın ebeveyn ve öğrencilerin tercihi olduğunu ve sistemin herhangi bir etnik grubu hedef almadığını öne sürüyor.
Uygurca yok ediliyor
Uygur çocuklarının ailelerinden koparılması, ana dillerinin eğitim hayatında geri plana itilmesi ve küçük yaşlardan itibaren tamamen Mandarin ağırlıklı bir eğitim ortamına sokulması, insan hakları kuruluşlarının da tepkisini çekiyor. Zira Pekin rejimi böylece yalnızca bugünün Uygurlarını değil, gelecek neslin kimliğini de dönüştürmeye çalışıyor.
Çocukların daha 3-4 yaşında ailelerinden uzaklaştırıldığı, günün büyük bölümünü devlet kurumlarında geçirdiği ve kendi ana dili ile kültüründen giderek koparıldığı bir sistem, Uygurlara zorla dayatılıyor. Çünkü bir çocuğun kimliğini oluşturan en temel unsurların başında ailesi, dili, dini ve kültürü geliyor.
Doğu Türkistan’da ise bu unsurların yerine devletin belirlediği başka bir kimliğin konulması eleştirilerin odağında.
Çocuk yaşta başlayan bu süreç, Uygur kimliğinin sonraki nesillere aktarılmasını engelleyen sistematik bir asimilasyon mekanizmasına dönüşme riski taşıyor. Başka bir ifadeyle Pekin, yalnızca Uygurların bugününü değil, yarın nasıl bir Uygur neslinin var olacağını da belirlemeye çalışıyor.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.
