image 2026 03 12 18 53 43

Henüz ortaya çıkmayan Mücteba Hamaney’den ilk açıklama! (Tüm metin)

İran’da yeni Yüksek Lider olarak ilan edilen Mücteba Hamaney, göreve gelişinden bu yana ilk mesajını yayımladı

Yazılı açıklamada savaşın sürdürülmesi gerektiğini savunan Hamaney, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması tehdidinin İran’ın elindeki en önemli baskı araçlarından biri olarak kullanılmaya devam etmesi gerektiğini vurguladı. Ancak mesajın kendisi tarafından okunmaması ve yalnızca devlet televizyonunda bir spiker tarafından aktarılması, liderin sağlık durumu ve nerede bulunduğu konusundaki soru işaretlerini daha da büyüttü.

Açıklama Perşembe günü İran devlet televizyonunda yayımlandı. Ekranda yalnızca Hamaney’in sabit bir fotoğrafı gösterilirken metin bir haber sunucusu tarafından okundu. Böylece çatışmaların başlamasından bu yana yaklaşık iki hafta geçmesine rağmen yeni liderden herhangi bir video ya da ses kaydı yayımlanmamış oldu.

İran yönetimi, saldırılar sırasında babası ve selefi olan Ali Hamaney’in öldürüldüğü operasyonlarda Mücteba Hamaney’in de yaralanmış olabileceğine dair iddialara ise henüz doğrudan bir açıklama getirmiş değil. Tahran’dan liderin sağlık durumu hakkında somut bir kanıt da paylaşılmış değil.

“Askeri direniş sürmeli”

Hamaney’e atfedilen yazılı metinde savaşın sürdürülmesi gerektiği açık şekilde ifade edildi. İran ordusunu ve Devrim Muhafızlarını öven yeni lider, ABD ve İsrail’i saldırganlıkla suçladı.

Konuya ilişkin “İran halkının açık talebi etkili ve düşmana pişmanlık yaşatacak savunmanın devam etmesidir”ifadeleri metinde yer aldı.

Hamaney ayrıca İran’ın küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidini savaşta baskı aracı olarak kullanmaya devam etmesi gerektiğini söyledi. “Şüphesiz Hürmüz Boğazı’nı kapatma kozunun kullanılmaya devam edilmesi gerekir” sözleri, açıklamada özellikle vurgulandı.

Yeni lider, İran yönetiminin savaşın farklı cephelere yayılması ihtimalini de değerlendirdiğini belirtti. Metinde, İran’ın rakiplerinin “zayıf ve deneyimsiz olduğu yeni alanlarda” cepheler açılmasının gündemde olduğu ifade edildi.

“Düşmanın tecrübesinin az olduğu ve ciddi zafiyetler barındırdığı alanlarda yeni cepheler açılması konusunda çalışmalar yapıldı. Savaşın sürmesi ve çıkarlarımıza hizmet etmesi halinde bu seçenekler devreye sokulacaktır.”

“Direniş Ekseni”ne teşekkür

Açıklamada İran’ın bölgedeki müttefik silahlı grupları da övgüyle anıldı. Tahran yönetiminin “Direniş Ekseni” olarak adlandırdığı ittifakın devrimin temel değerlerinden biri olduğu ifade edildi.

Hamaney özellikle Hizbullah, Yemenli Husiler ve Irak’taki İran yanlısı silahlı gruplara teşekkür etti. Bu güçlerin tüm baskılara rağmen İran’ın yanında durduğu belirtildi.

“Direniş cephesindeki ülkeleri en iyi dostlarımız olarak görüyoruz. Bu cephe İslam Devrimi’nin değerlerinin ayrılmaz bir parçasıdır.”

İç kamuoyuna birlik çağrısı

Mesajın önemli bir bölümü İran halkına yönelikti. Hamaney, savaş döneminde toplumun birlik içinde hareket etmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca babası öldükten sonra İran’ın kısa süreliğine lider ve başkomutansız kaldığı günlerde halkın gösterdiği dayanıklılığın hem dostları hem de düşmanları şaşırttığını söyledi.

Yeni lider ayrıca devlet kurumlarının halk desteği olmadan etkili olamayacağını belirterek İranlıları toplumsal ve siyasi hayata aktif biçimde katılmaya çağırdı.

Hamaney özellikle “Kudüs Günü” etkinliklerine katılımın önemini hatırlattı ve bu gösterilerde “düşmana karşı duruşun” açık şekilde ortaya konması gerektiğini söyledi.

“İntikam dosyası kapanmayacak”

Mesajın en sert bölümü ise savaşta hayatını kaybedenler için intikam çağrısı oldu. Hamaney, İran’ın misilleme politikasını sürdüreceğini ilan etti. Bu intikamın yalnızca babasının öldürülmesiyle sınırlı olmadığını söyleyen Hamaney, savaşta hayatını kaybeden her İranlının ayrı bir misilleme nedeni olduğunu belirtti.

“Aradığımız intikam yalnızca devrimin büyük liderinin şehadeti için değildir. Düşman tarafından öldürülen her vatandaşımız bağımsız bir intikam dosyasıdır.”

Yeni lider bazı misilleme adımlarının şimdiden atıldığını da belirtti ancak bunun yeterli olmadığını söyledi. İran’ın savaş sırasında bazı ABD üslerini vurduğunu hatırlatan Hamaney, saldırıların bu ülkeleri değil üsleri hedef aldığını savundu.

“Son saldırılarda bazı askeri üsler kullanıldı. Daha önce açıkça uyardığımız gibi, o ülkeleri değil yalnızca bu üsleri hedef aldık.”

Tüm metin

Hamaney’in mesajının tüm metni şu şekilde:

Bismillahirrahmanirrahim

“Hiçbir ayeti neshetmeyiz ya da unutturmayız ki, ondan daha hayırlısını veya benzerini getirmeyelim.”

Selam olsun sana ey Allah’ın davetçisi ve O’nun ayetlerinin rabbânîsi; selam olsun sana ey Allah’ın kapısı ve O’nun dininin hâkimi; selam olsun sana ey Allah’ın halifesi ve hakkının yardımcısı; selam olsun sana ey Allah’ın hücceti ve iradesinin delili; selam olsun sana ey beklenen öncü; selam olsun sana en kapsamlı selamla; selam olsun sana ey Mevlam, Zamanın Sahibi.

Sözün başında, sevgili efendimiz -Allah Teala onun zuhurunu çabuklaştırsın- ruhuna, İslam devriminin yüce ve büyük önderi aziz ve hakîm Hamaney’in hazin şehadeti vesilesiyle taziyelerimi sunmam ve o hazretten İran’ın büyük milletinin her bireyine, hatta dünyadaki tüm Müslümanlara, İslam’a ve devrime hizmet edenlere, fedakârlara, İslam hareketinin şehitlerinin -özellikle son savaşın şehitlerinin- yakınlarına ve bu fakir kuluna hayır duası eylemesini talep etmem gerekir.

Sözümün ikinci bölümü İran’ın büyük milletine hitaptır. Öncelikle saygıdeğer Uzmanlar Meclisi’nin oylaması konusundaki tutum ve durumumu kısaca açıklamam gerekir. Bu sizin hizmetkârınız Seyyid Mücteba Hüseynî Hamaney, saygıdeğer Uzmanlar Meclisi’nin oylamasının sonucunu sizlerle aynı anda ve İslam Cumhuriyeti televizyonu aracılığıyla öğrendim. Benim için, iki büyük ve yüce önderin -Büyük Humeyni ve Şehit Hamaney’in- oturduğu makama yaslanmak son derece ağır bir iştir. Zira bu kürsünün, altmış yılı aşkın süre boyunca Allah yolunda cihad ederek, her türlü zevk ve rahatlıktan vazgeçerek yalnızca günümüzde değil, bu ülkenin yöneticilerinin tüm tarihi boyunca parlak bir cevhere ve seçkin bir çehreye dönüşmüş birinin oturma geçmişi vardır. Hem hayatı hem de ölümünün biçimi, hakka dayanmaktan doğan ihtişam ve izzet ile yoğrulmuştu.

Şehadetinin ardından onun mübarek bedenini ziyaret etme bahtiyarlığına erdim; gördüğüm şey sağlam bir dağdı ve sağlam elinin yumruk sıktığını işittim. Şahsiyetinin çeşitli boyutları hakkında ehli bilgi olanların uzun uzun anlatması gereken çok şey vardır. Bu vesileyle bu özetten ibaret kalmayı yeterli buluyorum; ayrıntıları daha uygun başka zamanlara bırakıyorum. Böyle birinin ardından liderlik kürsüsüne yaslanmanın zorluğu işte budur; bu mesafeyi kapatmak yalnızca Hak Teala’nın yardımıyla ve sizin desteğinizle mümkündür.

Devamında, sözümün asıl konusuyla doğrudan ilgili olan bir noktanın altını çizmem gerekmektedir. O nokta şudur: Şehit lider ve onun büyük selefinin erdemlerinden biri, halkı her alanda dahil etmek, onlara sürekli basiret ve bilinç kazandırmak ve pratikte onların gücüne yaslanmaktı. Onlar bu şekilde cumhurun ve cumhuriyetin gerçek anlamını hayata geçirdiler ve buna yürekten inanıyorlardı. Ülkenin lidersiz ve başkomutansız kaldığı bu birkaç günde bunun açık etkisi görüldü. İran’ın büyük milletinin son hadisedeki feraseti ve zekâsı, sebatı, cesareti ve meydandaki varlığı dostu hayranlığa, düşmanı ise şaşkınlığa sürükledi. Ülkeyi yöneten ve onun gücünü teminat altına alan sizler, bu millet oldunuz. Yazının başında okuduğum ayet şu anlama gelir: Allah’ın ayetlerinden hiçbirinin süresi dolmaz ya da unutulmaz ki, Cenab-ı Hak onun yerine benzerini ya da daha üstününü vermesin.

Bu mübarek ayeti kullanmamın sebebi, bu kulun şehit liderin seviyesinde olduğunu ima etmek değildir; ondan üstün sayılmak ise hiç değil. Aksine bu mübarek ayeti zikretmemdeki maksat, sizin bu değerli milletin yerinde ve belirgin rolüne dikkat çekmektir. Eğer o büyük nimet bizden alındıysa, yerine bir kez daha İran milletinin imar edici varlığı bu sisteme bağışlandı. Şunu bilin: Gücünüz sahnede görünmezse ne liderlik ne de gerçek anlamda halkın hizmetine adanmış diğer kurumların hiçbiri gerekli etkinliği gösteremez. Bu anlamın daha iyi gerçekleşmesi için; her şeyden önce Yüce Allah’ı anmak, O’na tevekkül etmek ve Masumların -Allah’ın salâtı hepsinin üzerine olsun- nuranî varlıklarına tevessül etmek, her türlü açılımın ve düşman üzerine kesin zaferlin güvencesi olan büyük iksir ve kırmızı kükürt gibi görülmelidir. Bu, sizin sahip olduğunuz ve düşmanlarınızın yoksun olduğu büyük bir üstünlüktür.

İkinci olarak, sıkıntılı anlarda özellikle belirginleşen millet bireylerinin ve kesimlerinin birliğine hiçbir şekilde zarar verilmemelidir. Bu, anlaşmazlık noktalarından vazgeçmekle sağlanacaktır.

Üçüncü olarak, sahneye etkin katılım korunmalıdır; hem bu savaşın gece ve gündüzlerinde gösterdiğiniz biçimde hem de çeşitli toplumsal, siyasi, eğitimsel, kültürel ve hatta güvenlik alanlarındaki etkili rol üstlenmeler şeklinde. Önemli olan, toplumsal birliğe zarar vermeksizin doğru rolün iyice kavranması ve mümkün olduğunca hayata geçirilmesidir. Liderliğin ve bazı diğer yetkililerin görevlerinden biri, bu rollerden bazılarını toplumun birey ve kesimlerine hatırlatmaktır. Bu nedenle, 1447 yılı Kudüs Günü törenlerine katılımın önemini hatırlatıyorum; bu törenlerde düşmanı yenme unsurunun herkesin gündeminde olması gerekir.

Dördüncü olarak, birbirinize yardım etmekten geri kalmayın. Şükür ki bu her zaman İranlıların büyük çoğunluğunun ayrılmaz özelliği olmuştur ve milletin bazı bireylerinin diğerlerinden daha zor günler geçirdiği bu özel günlerde bu özelliğin daha fazla parlayacağı beklenmektedir. Bu vesileyle hizmet kurumlarından, bu değerli millet bireylerini ve halk yardım yapılarını her türlü destek ve yardımdan mahrum bırakmamalarını istiyorum.

Bu hususlara riayet edilirse, sevgili milletimizin yücelik ve ihtişam günlerine giden yolu düzlenmiş olacaktır. Bunun en yakın somut örneği, Allah’ın izniyle mevcut savaşta düşman üzerine zafer olabilir.

Sözümün üçüncü bölümü, cesur savaşçılarımıza içten teşekkürdür. Sevgili vatan ve milletimizin zorbalık cephesinin öncülerinin saldırısına mazlumane biçimde maruz kaldığı bu şartlarda, onlar sert darbeleriyle düşmanın yolunu kapatmış ve onu sevgili vatanımıza hâkim olma ve hatta onu parçalama sanısından vazgeçirmiştir.

Sevgili kardeş savaşçılar! Halk kitlelerinin isteği, etkili ve pişiman edici savunmanın sürdürülmesidir. Bunun yanı sıra Hürmüz Boğazı’nı kapatma kaldıracından kesinlikle yararlanılmaya devam edilmelidir. Düşmanın deneyiminin çok sınırlı olduğu ve son derece savunmasız kalacağı yeni cephelerin açılmasına ilişkin çalışmalar yapılmıştır; savaş halinin devamı ve çıkarların gözetilmesi durumunda bunların devreye sokulması gerçekleştirilecektir.

Aynı şekilde direniş cephesi savaşçılarına da içten teşekkürlerimi sunuyorum. Biz direniş cephesi ülkelerini en iyi dostlarımız olarak görüyoruz; direniş meselesi ve direniş cephesi, İslam devriminin değerlerinden ayrılmaz bir parçadır. Bu cephenin bileşenlerinin birbirleriyle dayanışması, Siyonist fitnesinden kurtuluşun yolunu hiç şüphesiz kısaltır; nitekim gördük ki, cesur ve mümin Yemen, mazlum Gazze halkını savunmaktan vazgeçmedi; fedakâr Hizbullah tüm engellere rağmen İslam Cumhuriyeti’nin yardımına koştu ve Irak direnişi de yiğitçe bu çizgide ilerlemeye devam etti.

Sözümün dördüncü bölümünde hitabım, bu birkaç gün içinde bir şekilde zarar görmüş olanlara yöneliktir. Gerek bir ya da birden fazla sevgilinin şehadet acısını yaşayanlar, gerek yaralananlar, gerekse ev ve yurtlarına ya da iş yerlerine zarar gelmiş olanlar. Bu bölümde öncelikle yüce şehitlerin yakınlarına derin taziyelerimi bildiriyorum. Bu, onlarla paylaştığım ortak bir deneyime dayanmaktadır; kaybının acısı herkese mal olan babamın yanı sıra, ona büyük umutlar bağladığım değerli ve vefalı eşimi, kendisini anne ve babasına hizmete adayan ve nihayetinde karşılığını alan fedakâr kız kardeşimi ve onun küçük yaştaki çocuğunu ve alim, şerefli bir insan olan öbür kız kardeşimin eşini şehitler kafilesine uğurladım. Ne var ki musibetler karşısında sabrı mümkün, hatta kolay kılan şey, sabredenler için Allah’ın değerli bir mükâfat vereceğine dair kesin ve vazgeçilmez ilahi vaadine dikkat etmektir. Bu yüzden sabretmek ve Cenab-ı Hakk’ın lutuf ve ihsanına ümit ve güven beslemek gerekir.

İkinci olarak herkese şu güvenceyi veriyorum: Şehitlerinizin kanının intikamından vazgeçmeyeceğiz. Düşündüğümüz intikam yalnızca devrimin yüce liderinin şehadetine ilişkin değildir; düşman tarafından şehit edilen milletin her bir ferdi, intikam dosyasında bağımsız bir konu teşkil eder. Şüphesiz bu intikamın sınırlı bir kısmı şimdiye kadar somut biçim almıştır; ancak tam olarak gerçekleşene dek bu dosya diğer dosyaların üzerinde olmaya devam edecek ve özellikle çocuklarımızın ve küçük yaştakilerin kanı konusunda daha büyük bir hassasiyet göstereceğiz. Bu nedenle düşmanın Mîynâb’daki Şecere-i Tayyibe okulu ve benzeri vakalarda kasıtlı olarak işlediği suç, bu hesaplaşmada ayrı bir öneme sahiptir.

Üçüncü olarak, bu saldırılarda yaralananların mutlaka uygun sağlık hizmetlerini ücretsiz olarak almaları ve bazı diğer ayrıcalıklardan yararlanmaları gerekmektedir.

Dördüncü olarak, mevcut koşulların izin verdiği ölçüde, mekânlara ve kişisel mallara verilen maddi zararların karşılanması için yeterli, tanımlanmış ve uygulamaya konmuş adımlar atılmalıdır. Son iki husus, saygıdeğer yetkililere yönelik yerine getirilmesi zorunlu bir görev niteliğindedir; bunu uygulayıp raporunu bana iletmeleri gerekmektedir.

Şunu da belirtmem gerekir: Her halükarda düşmandan tazminat alacağız; eğer kaçınırsa, uygun gördüğümüz miktarda malına el koyacağız; bu da mümkün olmazsa aynı miktarda malını tahrip edeceğiz.

Sözümün beşinci bölümü, bölgedeki bazı ülkelerin yöneticilerine ve etkili kademelerine yöneliktir. On beş komşu ülkemizle kara veya deniz sınırımız vardır ve her zaman hepsinin ile sıcak ve yapıcı ilişkiler kurmayı dilemiş ve dilemeye devam ediyoruz. Ancak düşman, yıllar öncesinden bazı bu ülkelerde hem askeri hem de mali üsler kurarak bölge üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmeye çalıştı. Son saldırıda bazı askeri üsler kullanıldı; biz de daha önce açıkça uyardığımız gibi ve söz konusu ülkelere hiçbir zarar vermeksizin yalnızca bu üsleri hedef aldık. Bundan böyle de zorunlu olarak bunu sürdüreceğiz; bununla birlikte bu komşularımızla dostluğun gerekliliğine hâlâ inanıyoruz. Bu ülkeler, sevgili vatanımıza tecavüz edenlere ve halkımızın bireylerini öldürenlere karşı tutumlarını netleştirmelidirler. Tavsiyem, o üsleri bir an önce kapatmaları yönündedir; çünkü artık Amerika’nın güvenlik ve barış sağlama iddiasının bir yalandan ibaret olduğunu anlamış olmalılar.

Bu durum onların, genellikle küfür cephesiyle iş birliği yapmaktan ve onun aşağılayıcı muamelesinden memnun olmayan kendi halkları ile daha derin bağlar kurmasına ve servet ile güçlerinin artmasına yol açacaktır. Bir kez daha vurguluyorum: İslam Cumhuriyeti sistemi, bölgede herhangi bir hâkimiyet ve sömürü tesis etmek istemeksizin, tüm komşularıyla birlik ve karşılıklı sıcak, samimi ilişkiler için tam hazırlık içindedir.

Sözümün altıncı bölümünde hitabım şehit liderimizedir. Liderim! Gidişinizle herkesin kalbine ağır bir yara açtınız. Siz her zaman bu sona kavuşmayı arzu ediyordunuz; nihayet Hak Teala bunu, mübarek Ramazan’ın onuncu gününün sabahında Kur’an-ı Kerim’i tilâvet ederken size ihsan etti. Pek çok mazlumlukları güç ve hilimle göğüslediniz, yüzünüzü ekşitmediniz. Pek çok kişi size gerçek değeri biçemedi ve belki çeşitli perdeler ve engeller kalkıp o boyutlardan bazıları anlaşılana dek uzun bir zaman geçmesi gerekebilir.

Umarız ki, sıddîklar, şehitler ve evliyanın nurlu yanında Hakk’a yakınlık makamından yine bu milletin ve tüm direniş cephesi milletlerinin ilerlemesini düşünüp bunun için aracılık etmişsinizdir; dünyevi hayatınızda da böyleydiniz. Biz size söz veriyoruz: Bu bayrağın -ki hak cephesinin asıl bayrağıdır- yükselmesi ve sizin mukaddes hedeflerinize ulaşmak için tüm varlığımızla çalışacağız.

Sözümün yedinci bölümünde, beni destekleme lütfunda bulunan tüm değerli büyüklere teşekkür ederim: Büyük taklit mercilerine, çeşitli kültürel, siyasi ve toplumsal kişiliklere; sistemle yeniden biat etmek amacıyla heybetli toplantılarda bir araya gelen halka; üç kuvvetin sorumlularına ve iyi tedbirler ile girişimleri için Geçici Liderlik Konseyi’ne teşekkürlerimi sunuyorum.

Umarım Allah’ın özel lütufları bu bereketli saat ve günlerde tüm İran milletini, hatta tüm dünyanın Müslümanlarını ve mustazaflarını kuşatır.

Ve son olarak, efendimizden -Allah onun şerefli zuhurunu çabuklaştırsın- Kadir geceleri ve aylarının kalan günlerinde Cenab-ı Hak’tan milletimize düşman üzerinde kesin bir zafer, izzet, genişlik ve afiyet; ruhunu teslim edenlere ise ahirette yüce makamlar ve afiyet dilemesini rica ediyorum.

Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatühü ve tahiyyatühü / Seyyid Mücteba Hüseynî Hamaney

Kaynak: Mira Haber

Bir Cevap Yazın