10:37 Salı / 16 Nisan 2024 | 7 Şevval 1445

ABD, Gazze’de ısrarla ateşkes istemiyor

İsrail’in Gazze’ye saldırıları devam ederken, bölgede sıcak gelişmeler yaşanıyor. ABD’nin Gazze’de ateşkese yanaşmaması, gerilimin bölgeye sıçraması tehdidini barındırıyor.

ABD Başkanı Joe Biden Gazze’deki sivil kayıplarla ilgili şok edici bir açıklamada bulundu.

“Masumların öldürüldüğüne eminim. Bu, savaş açmanın bedeli.” diyerek İsrail’e desteğini yineledi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller ise Gazze’ye yardım ulaştırılması için ateşkes ilan edilmesiyle ilgili konuştu.

Miller, ateşkesin Hamas’ın lehine olacağını söyleyerek Beyaz Saray’ın gelişmelerle ilgili konumunu özetledi.

Analistler ABD’nin bölgede ateşkes istememesinin temel sebebinin İran’ın Ortadoğu’da yükselen gücünü kırmak olduğunu ifade ediyor.

Aynı zamanda Tahran’ın kazanımlarının yok edilmesinin planlandığı belirtiliyor.

Bilindiği üzere geçmiş yıllarda Tahran yönetimi siyasi istikrarsızlıklardan faydalanarak Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Filistin’de ciddi bir güç durumuna gelmiş; Bu durum hem ABD’nin hem de bölgesel müttefiki İsrail’in çıkarlarına ters düşmüştü.

WASHINGTON IRAK’TA GÜÇLÜ BİR İRAN İSTEMİYOR

ABD ve İsrail’in İran’ın başlattığı olası bir savaş sonucunda Irak’taki etkisinin azalması, Washington tarafından avantaj olarak yorumlanıyor.

Tahran’ın bölgeden çekilerek kendi içine yönelmesinin, Beyaz Saray’a diplomatik manevra alanı oluşturabileceği ifade ediliyor.

Bu durum Tahran’dan Beyrut’a kadar ulaşan İran askeri nüfuzunun gücünü yitirmesi anlamını taşıyor.

Birleşik Devletler’in 2003’te gerçekleştirilen işgalin ardından bölgede siyasi istikrarın sağlanamamasından rahatsız olduğu aktarılıyor.

Ülkede çok partili sisteme geçilmesine rağmen, demokratik değerlerin oturmadığı değerlendirmeleri yapılıyor.

İran’ın teokratik yapısı ve Irak halkının büyük bir bölümüyle mezhepsel bağımlılığı bulunması bu durumda etken olarak görülüyor.

Dolayısıyla Irak’ın İran’dan çıkartılmasının temelde üç yararı olacağı dile getiriliyor.

Bu faydalar ABD için bölgesel dengeyi sağlamak, Şii milislerin etkisini kırmak ve Irak’ta demokratik bir düzenin temellerini atabilmek olarak sıralanıyor.

İRAN SURİYE’DEN ÇIKARTILIRSA ESAD GÜÇ KAYBEDER

Uzmanlar, İran’ın Suriye’deki nüfuzunun sınırlandırılmasının Tahran yönetiminin bölgesel genişlemesi kısıtlayacağının altını çiziyor.

Rusya’nın Ukrayna Savaşı ile meşgul olduğu bir dönemde, İran’ın Esad rejimine olan desteği artmış;

Suriye’deki varlığı güç geçtikçe artarak kuvvetlenmişti.

Beyaz Saray’ın her ne kadar Suriye’deki enerji sahalarının %70’ini terör örgütü PKK/YPG ile beraber kontrol altında tutuyor olsa da Esad rejiminin devrilmesi projesinden vazgeçilmediği ifade ediliyor.

İsrail’in ulusal güvenliğinin ABD ile birlikte çizildiği göz önünde bulundurulduğunda, İran destekli grupların Suriye topraklarından doğrudan ya da Esad rejimine destek vermek yoluyla İsrail’e yönelik tehditler oluşturduğu biliniyor.

Dolayısıyla olası bir çatışmada alınacak galibiyet, İsrail için daha iyi bir güvenlik ortamı oluşturabileceğine dikkat çekiliyor.

TAHRAN LÜBNAN VE FİLİSTİN’DE SINIRLANDIRILIRSA İSRAİL RAHAT BİR NEFES ALACAK

İran bölgesel kazanımlarının artmasıyla birlikte Filistinli direniş grupları ve Hizbullah ile olan ilişkilerini geliştirdi.

Hamas’a ve Hasan Nasrallah’ın liderliğini yaptığı İsrail karşıtı Lübnan Hizbullahı’na silah ve maddi yardımlar yapıldı.

Bu durum İran’ın İsrail’i kendi sınırlarından uzak tutarak, Tel Aviv yakınlarında “karşılaması” politikasının bir sonucuydu.

Nitekim Hamas 7 Ekim’de başlattığı ve devam eden Aksa Tufanı Operasyonu sırasında birçok kez İran yönetimine teşekkürlerini sundu.

Tahran da teşekkürleri karşılıksız bırakmadı ve Filistin’e desteklerinin süreceğini ifade etti.

Bununla da kalmadı; İsrail’in işgal altındaki tüm topraklarının hedef alınabileceği imasında bulundu.

Dolayısıyla ABD ve İsrail’in birlikte yürütmeyi planladığı operasyonlar başarıya ulaşırsa, Filistin’in görece daha seküler bir yapı tarafından kontrol edilmesi ve İran tesiri altındaki gruplardan uzaklaşması hedefleniyor.

Hizbullah için ise bu durumun daha farklı olabileceği değerlendiriliyor.

Zira Hizbullah’ın yapısal olarak laik ve demokratik bir düzene geçme durumu bulunmuyor.

Bu durum da Washington-Tel Aviv hattını Hizbullah’ı silah gücüyle yok etme senaryosuna itiyor.

KÖRFEZ’DE BARIŞ HAZIRLIKLARI VARKEN SAVAŞ ALEVLENDİ

Mart ayında İran ve Suudi Arabistan Çin’in arabuluculuğunda ilişkileri düzeltme ve diplomatik temsilcilikleri yeniden açma konusunda anlaştı.

Bu durum Pekin’in Ortadoğu’daki nüfuzunu artıracakken Körfez ülkelerinin Washington’dan yavaş da olsa uzaklaşması anlamına geliyordu.

Öyle ki Riyad yönetimi BRICS’e yönelik ilgisini artırdı;

ABD’nin ülke içindeki reform baskılarını gözardı edebilecek bir konum oluşturdu.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Suudi Arabistan öncülüğündeki Körfez ile ilişkileri normalleştirmesinin bölgeye katkı sağlayacağını söyledi.

Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan ise nükleer programı nedeniyle Batılı hükümetler için tehdit görülen İran’ı güçlü bir ortak olarak görmeye başlayacaktı.

İsrail-Hamas savaşının başlamasıyla Suudi Arabistan İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesini durdursa da; İran’ın daha fazla tepki beklentisi karşılayamadı.

Dolayısıyla iki ülke arasındaki normalleşme de rafa kaldırılmış oldu.

Bu durumun ABD’nin Ortadoğu politikasında önemli bir yere sahip olduğu ifade ediliyor

DİĞER GELİŞMELER