“Afganistan Yüksek Mahkemesi Müftüsü” olarak anılan Şeyh Mevlevi Abdul Rauf, Pakistan’a karşı cihad çağrısı içeren bir fetva yayımladı
Yayımlanan hutbe ve fetvada Afganistan topraklarının sistematik biçimde hedef alındığı, saldırıların tekrarlandığı ve bunun doğrudan “vatan, din ve cana yönelik bir tehdit” olduğuna vurgu yapıldı. Bu çerçevede yapılan değerlendirmede, özellikle Afgan halkı için savunmanın zorunlu olduğunun altı çizilirken, çağrının yalnızca ülke sınırlarıyla sınırlı tutulmadığı, “tüm Müslümanlara” genişletildiği belirtildi.
Fetvada “Afganistan’a yönelik saldırı karşısında cihad ilan edilmesi gerekir” ifadeleriyle doğrudan bir cihad çağrısı yapıldı.
Fetvada Pakistan yönetimi ve ordusunun “kâfirlere yardım ettiği” belirtilerek, bu durumun İslam hukukuna göre en ağır ithamlardan biri olduğuna dikkat çekildi. Bu çerçevede, Pakistan ordusu açıkça “saldırgan” ve “bâgî” (haddi aşmış) olarak nitelendirilirken, bu tür bir yapıya karşı savaşmanın meşru olduğu söylendi.
Pakistanlı ulemaya çağrı
Hutbede ayrıca Pakistan’daki din âlimlerine doğrudan çağrı yapıldı. Pakistanlı ulemanın sessiz kalması sert ifadelerle eleştirilirken, onların bu duruma karşı açık tavır alması gerektiği vurgulandı.
Özellikle “iki Müslüman topluluk arasındaki çatışma” durumunu ele alan ayetlere atıf yapılarak, saldıran tarafın durdurulmasının dini bir yükümlülük olduğu belirtildi. Metinde, Pakistan’ın Afganistan’a yönelik eylemleri bu kapsamda değerlendirilerek, “saldıran tarafla savaşılması gerektiği” konusuna değinildi.
Konuşmada yalnızca dış aktörler değil, Afgan yönetimine de dolaylı yoldan hitap edildi. Ülke liderliğine hitaben yapılan bölümde halkın saldırılar karşısında yalnız bırakılmaması gerektiği belirtilirken, yönetimin daha kararlı ve açık bir tutum sergilemesi gerektiği ima edildi.
Fetvanın yaklaşık olarak çevirisi şu şekilde:
….Bunlardan sonra: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınır, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarım.
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden yetki sahiplerine de itaat edin.” (Nisâ: 59)
Arfece’den rivayet edildiğine göre o dedi ki; Resulullah’ı (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: “Hepiniz tek bir kişinin etrafında toplanmışken biriniz size gelip cemaatinizi dağıtmak veya birliğinizi bozmak isterse onu öldürün.”
Said ibn Zeyd’den rivayet edildiğine göre o dedi ki; Resulullah’ı (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: “Kim malını korurken öldürülürse şehittir. Kim dinini korurken öldürülürse şehittir. Kim canını korurken öldürülürse şehittir. Kim ailesini korurken öldürülürse şehittir.”
Değerli ve muhterem kardeşler! Ben bugün size fetva veriyorum. Hepiniz bunu dikkatlice dinleyin. Başından sonuna kadar dinleyin; tüm âlimler de bu konuda görüş bildirsin. Bütün âlimler bu konuyu incelesin.
Öncelikle şu mesele var: Pakistan şimdi Afganistan’ımıza saldırıyor. Bu saldırıya karşı vatanı savunmak bize farz mıdır değil midir?
En başta şunu söylüyorum: Bu savunma bütün Afganlar üzerine farzdır. Daha sonra bütün Müslümanlar üzerine de farzdır. Ama önce Afganlar üzerine kesin olarak farzdır. Şeriata göre bu bir cihattır ve Pakistan ordusuna karşı savaşmak gerekir.
Birinci delil: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin.” Allah Teâlâ buyuruyor: Yani Allah’a itaat edin, Resule itaat edin ve yöneticiye itaat edin. Bizim yöneticimiz şu anda savaş halindedir ve bize “gelin” diyor. Bu yüzden bize savaşmak şeri olarak farzdır. Emirin emrine itaat, şeriata aykırı bir şey emretmediği sürece farzdır.
İkinci delil: Arfece’nin rivayetiyle: Resulullah’ı (s.a.v.) şöyle buyururken işitti: “Birinize, emirleriniz tek bir kişi üzerinde toplanmışken biri gelse de topluluğunuzu dağıtmak veya birliğinizi parçalamak istese, onu öldürün.”
Değerli kardeşler, bu konuda hiçbir belirsizlik yoktur. Biz kendi emirimizin etrafında toplanmış durumdayız. Afganistan’ın âlimleri, halkı, farklı görüşteki gruplar, farklı kabileler, farklı mezheplerden olanlar, hepsi tek bir noktada birleşmiş durumdadır. Oysa onlar, yani Pakistan, bizim bu birliğimizi parçalamak istemektedir.
Üçüncü delil: Said ibn Zeyd’in rivayetiyle; Resulullah’ı (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: “Kim malını korurken öldürülürse şehittir. Kim dinini korurken öldürülürse şehittir. Kim canını korurken öldürülürse şehittir. Kim ailesini korurken öldürülürse şehittir.”
Tirmizî bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Sa’d ibn Zeyd’in Resulullah’tan (s.a.v.) rivayet ettiğine göre: Malını korurken öldürülen şehittir. Dinini korurken öldürülen şehittir. Canını korurken öldürülen şehittir. Ailesini korurken öldürülen şehittir.
Tirmizî bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Bu hadis aynı zamanda Buhârî, Müslim ve diğer hadis kaynaklarında da geçmektedir.
Şimdi bakın: Bu insanlar bizim ailemize saldırıyor, dinimize saldırıyor, canımıza kastediyor, toprağımıza el koyuyor. Hem ailemize, hem dinimize, hem toprağımıza saldırıyorlar. Bu nedenle bize cihad farzdır, vaciptir. Bunu kesinlikle yapacağız, bütün Müslümanlar bu zalime karşı durmalıdır.
Dördüncü delil: İcmâ şudur: Bir cihad gerçekleşip bir emir galip geldiğinde ona itaat etmek gerekir. Bizim emrimiz vardır ve ona biat etmek, ona itaat etmek şeri olarak gereklidir. Biz o emîrin altında birleşmiş durumdayız. Allah Teâlâ, meşru emîre biat edip itaat etmeyi farz kılmıştır. Biz de onun emriyle hareket eder, onunla birlikte yürürüz.
Vatan, ev gibidir. Bir Müslüman’ın kendi evi ve yurduna bağlılığı nasılsa, bir Müslüman’ın vatana bağlılığı da öyledir.
Vatana sevgi fıtrîdir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Mekke-i Mükerreme’den çıkarken Mekke’ye döndü ve şöyle buyurdu: “Eğer kavmin seni çıkarmamış olsaydı, senden daha kıymetli bir şehir bilmezdim.” O büyük insan bile vatanından ayrılırken bu şekilde veda etti.
Şimdi insanlar şunu soruyor; Pakistan’ın tüm âlimlerine, siyasi âlimlerine, dini âlimlerine, medrese âlimlerine şunu söylüyorum: Her şeyden önce şu soruyu sorun; Pakistan ordusu şu an kâfirlere yardım mı ediyor, yoksa İslam adına mı hareket ediyor? Eğer kâfirin yardımcısıysa, bilin ki kâfirin yardımcısının hükmü kâfirden de ağırdır.
Bir Müslüman ülkede Amerikan askeri üssüne izin vermek, kâfirin yardımcısı olmaktır. Kâfirin yardımcısı olan ülkeden hayır gelmez.
Bize cevap verin, ama fasık, fâcir, içkici birisinin ağzıyla değil. Gerçek âlimlerin, Şeyhülislâmların ağzıyla cevap verin. Dini bilen, fetva verebilen, takvası olan âlimlerin ağzıyla konuşun. Biz de kendi sözlerimizin hesabını vereceğiz.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Eğer mü’minlerden iki topluluk birbiriyle savaşırsa aralarını bulun. Eğer biri diğerine saldırırsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Döndüğünde ise adaletle aralarını düzeltin. Şüphesiz Allah adil davrananları sever. Mü’minler ancak kardeştir; öyleyse kardeşlerinizin arasını bulun ve Allah’tan korkun ki merhamete eresiniz.” (Hucurât: 9-10)
Değerli kardeşler, tüm âlimlere şunu söylüyorum:
Öncelikle Pakistan ordusu kâfirin yardımcısıdır ve bu durum ortadadır. Bir Müslüman devlet başka bir Müslüman devletin topraklarına saldırırsa, bu açık bir bağy, yani zalimce saldırıdır. Âyet ne diyor? Önce aralarını bulun. Arabuluculuk mümkün olmadığında ise bâgî olan tarafla savaşın.
Biz kendi emirimizin emrindeyiz. Eğer onlar savaş başlatmazsa emirimiz bizi durdurur; biz de emirimize itaat ederiz. Ancak eğer emirimiz sebepsiz yere savaş başlatırsa, o zaman biz âlimlerin huzurunda ona karşı fetvayla çıkarız. Yani biz hem devletimize, hem şeriata bağlıyız.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Mü’minlerden iki topluluk çatışırsa aralarını bulun. Eğer biri diğerine bâgî (zalimce saldıran) olursa…
Peki siz neden sesini yükseltmiyorsunuz? Onlar bizi bombalıyor, şuraya buraya attı bir an bile bırakmıyorlar. Siz neden bu savaşa itiraz etmiyorsunuz? Bu sadece vatan savunmasıdır.
Eğer gerçekten dürüst sesler yükseltiyorsanız, âlim olarak şunu yapın: Hakikati görün, üstlerinize bildirin ve deyin ki: “Bu işi yapma; yaparsan seni fetvayla karşılarız.” Bizim fetva cephesinde yanımızda durun.
Biz bu meseleyi biliyoruz. Farsça biliyoruz; size de yazıyoruz. Eğer siz bize haklı bir gerekçeyle cevap verirseniz, üstünüzdeyseniz —bâgî olarak etiketliyorsanız bizi, kafir sayıyorsanız— peki. O zaman bizim sizinle işimiz olmaz; biz size ne diyoruz, biz her zaman söyledik: Sizin bizimle işiniz olmaz.
Pakistan şunu söylüyor: “Biz sizi büyüttük, besledik; neden bize nankörlük ediyorsunuz?”
Kur’an-ı Kerim’de Şuara suresine bakın. Firavun, Hz. Musa’ya ne demişti?
“Biz seni küçükken aramızda büyütmedik mi? Yıllar boyu aramızda kalmadın mı? Sonra o işi yaptın; sen nankörlerdensin.” (Şuarâ: 18)
Hz. Musa ise şöyle cevap verdi: “Evet, o işi yaptım, yanlışlıkla yaptım. Ama senin beni büyütmen aslında bir nimet değildi, sen beni İsrailoğullarını köleleştirmek için büyüttün. O ‘nimet’ senin kendi çıkarın içindi.”
Tıpkı bunun gibi: Pakistan da Afganlıları kendi çıkarları için büyüttü, bu bir nimet değildi.
Bakın, Pakistan bize ne yaptı: Âlim Asghar Sahib’i ve diğerlerini, Mansur Sahib’i, emirimizi, hepsini Amerikalılara teslim etti. Önderlerimizi ve büyüklerimizi Pençe operasyonlarında tutukladı, sakladı, mağaralarda hapsetti, işkence etti. Mücahitlerimize İsrail’in bile yapmadığı, kâfirlerin bile yapmadığı aşağılamayı yaptı.
Bizi ne zaman bıraktınız? Çocuklarımızı bıraktınız mı? Hastalarımızı bıraktınız mı? Bize ne verdiniz?
Son sözler:
Değerli, muhterem kardeşler! Son olarak Pakistan’daki tüm Müslümanlara, âlimlerine sesleniyorum: Bu meseleyi dikkatle, titizlikle inceleyin. Eğer onlar sizinle arkadaş, yanınızda mı — bu hükümet seviyesinde değildir. Eğer onların yanında biri vardır —başka biriyle— sizin işiniz değil. Ama bir devlet, başka bir devletin topraklarına saldırırsa, bu açıkça bir saldırıdır; bu açıkça bâgîliktir. Bağıyse —uzlaştırın. Uzlaşmazsa, o bâgiyle savaşın.
Pakistan bize “siz bâgîsiniz” (haddi aşansınız) diyor. Hayır. Asıl bâgî onlardır. Bâgî, saldıran taraftır. Biz bu vatanın sahibiyiz; bize bâgî denemez. Bir devlet başka bir devletin topraklarına saldırırsa, bâgî olan odur ve onun ölümü caizdir. Bu Kur’an’da da, Hadis’te de açıkça yazılıdır.
Kendi emirimize de şunu söylüyoruz: Emirü’l-mü’minîn Ebû Ubeydullah, biz senin üzerinde icmâ ettik, sen bizim meşru emirimizsin. Senden ricamız şudur: Milletin makul ve meşru taleplerini kabul et. Dışarıda bizimle anlaşmazlığı olan her kim varsa, her ne görüş farkı olursa olsun, hepsini davet ediyoruz: Gelin, birleşin.
Tüm millete, tüm halka sesleniyorum: Sözü bir tutun. Afganistan tek yumruk gibi birleşik olsun. Öyle bir duruş sergileyelim ki bu zalim, bu jabir karşısında durabilelim.
Vallahu Sübhânehu ve Teâlâ. Allah Teâlâ hakkıyla bilir.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.