Sıradan Bir Hazımsızlık Ya Da Hakaret Değil, Bir Zihniyet İfşası
Eskişehir Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş Akgün’e yönelik sosyal medyada dile getirilen sözler, basit bir hakaret vakasının çok ötesinde bir anlam taşıyor. İYİ Parti kurucu üyesi Mehmet Emin Korkmaz’ın, bir kadın belediye başkanını başörtüsü ve şalvarı üzerinden aşağıladığı sözleri, Türkiye’de uzun süredir bastırıldığı sanılan bir zihniyetin nasıl hâlâ diri olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

İYİ Partili Korkmaz’ın skandal sözleri, ne zekâsız bir öfke patlamasıdır ne de utanmaz bir densizliktir. Bu sözler, bu toprakların inancıyla, kıyafetiyle, diliyle, geleneğiyle kavgalı bir azınlığın kolektif bilinçaltıdır. Başörtülü, şalvarlı, Anadolu kadını; bu iki yüzlü, demokratik zihniyete göre hâlâ “makbul” değildir. Kendi dayattıkları kanunlarla övündükleri seçilme hakkı bu kadınlar için geçerli değildir. Bunların yeri ya ahırdır, ya tarladır, resmi dairelerde ancak çaycı ya da temizlikçidir.
Sorun bir belediye başkanına edilen hakaretten ziyade, kadının kamusal alanda hangi kılıkla var olabileceğine kimin karar verdiği meselesidir. Cumhuriyet tarihi boyunca “çağdaşlık” adı altında üretilen model bellidir: Batılı görünüme sahip, seküler kodlarla donatılmış, belli bir sosyolojik sınıfa ait kadın makbuldür. Bunun dışındaki her kadın tipi ya “gerici” ya “cahil” ya da “tehlikeli” olarak etiketlenmiştir.
Yıllarca devletin resmi ideolojisi eliyle, “çağdaşlık” adı altında siyah çarşaflı namuslu kadınlar kitaplarda geri kalmışlığın simgesi yapıldı; yanına Batılı kıyafetli açılıp saçılmış “özgür” kadın yerleştirildi. Küçücük beyinlere daha ilkokulda şu öğretildi:
“Buna benzeme, bu öcü..”
Bugün gelinen noktada, bu zihniyet sahipleri açıkça konuşamamakta; “her tercihe saygılıyız” gibi süslü cümlelerin arkasına saklanmaktadır. Ancak bir yerde, bir cümlede, bir sosyal medya paylaşımında gerçek refleksleri ortaya çıkmaktadır. Korkmaz’ın ifadeleri de tam olarak budur: İçeride biriktirilmiş, bastırılmış ama hiç terk edilmemiş bir İslam ve halk nefreti.
Bu bakış açısına göre başörtülü kadın ancak hizmetçi olur, temizlikçi olur, hayvan bakar. Ama belediye başkanı olamaz, vali olamaz, karar merciinde yer alamaz. Çünkü onların gözünde bu kadınlar hâlâ “medeniyet projesinin” gelişememiş başarısız örnekleridir.
Asıl rahatsızlık da buradadır. Sandıkta üç kez arka arkaya seçilmiş bir kadının varlığı, akşam sabah “milletin iradesi” diyen bu zihniyet için hazmedilemezdir.
Yaşanan tutuklama kararı hukuki bir süreçtir. Ancak asıl yargılanması gereken şey bu kokmuş zihniyetin kendisidir. Bu olay, Türkiye’de kültürel vesayetin hâlâ diri olduğunu, fırsat bulduğunda diliyle, küçümsemesiyle ve hakaretiyle kendini dışa vurduğunu göstermektedir.
Kaynak: Mira Haber
Mira Haber – Ortadoğu Bağımsız Muhabir Ajansı Tarafsız değiliz. Ancak Mirahaber'de sadece gerçekleri okursunuz.